Gayret, çaba, azim, olanca gücü ve kuvveti sarf etme gibi anlamlara gelen “cehd” kökünden türetilen “mücahede” Allah [celle celaluh] yolunda savaşmak anlamına gelir.
وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ وَاِنَّ اللهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ ۞
“Bizim rızamızı kazanmak için gizli ve açık, iç ve dış düşmanlara karşı cihad edenleri, elbette cennete ulaştıracak yollarımıza iletiriz. Şüphesiz Allah Teâlâ, dünyada yardım ve zaferle, ahirette de affedip bağışlamasıyla, ihsan edenlerle beraberdir.” (Ankebût Sûresi 29/69)
Tasavvufî bir kavram olarak ise Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] “Hakiki mücahid nefsiyle mücahede eden kimsedir” hadis-i şerifine dayanarak nefs ve şeytanla mücadele etmek, nefsin meşru olmayan ya da meşru olmakla birlikte aşırıya meylettiren isteklerine set çıkmak manalarına karşılık kullanılır.
İmam Kuşeyrî [kudduse sirruhu] mücahedeyi; tıpkı bebeği sütten keser gibi nefsi Hak ve hakikate perde olan alışkanlıklardan kesmek, sadece nefsin hazzı için yapıp etmekten kaçınmak, ona muhalefet etmek olarak açıklar.
Mücahedenin özünde gayret ve nefse muhalefet etmek vardır. Muhalefet ise zahmeti doğurur. Bu sebeple mücahede için sabır şarttır. Kalbin kötülüklerden arındırılması ve güzel hasletlerle bezenmesi için gösterilen her türlü gayret mücahedeye dahildir.
Mücahedenin başarılı olması için sâlik bu gayretini âdâba uyarak ve belli bir sistem dahilinde göstermesi gerekir. Çünkü usulsüz vusûl olmaz.
Ebu Ali ed-Dekkak k.s. hazretleri bu konuda şöyle der: “Zâhirini mücahede ile süsleyenin gönlünü Allah müşahede ile güzelleştirir.”
İbn Acîbe el-Hasenî [kudduse sirruhu] hazretleri, kulun Rabbinin huzuruna ermesine engel olan düşmanlarının nefs, şeytan, dünya ve insanlar olduğunu söyler ve konuyu şöyle açıklar:
“Nefsle mücahede, onun isteklerine muhalefet ederek ve terbiye olana kadar ona ağır gelen işleri yükleyerek olur.
Şeytanla mücahede, ona karşı çıkarak ve yüz üstü bırakıp sürekli Allah ile meşguliyetle olur. Şeytanın kul üzerindeki etkisi Allah’ın zikriyle kırılır, yok olur.
Dünya ile mücahede, ondan gönlü çekip zühd sahibi olarak ve ele geçen az bir dünyalığa kanaat ederek olur.
İnsanlarla mücahede, gerektiğinde onlardan uzak durarak, zenginlik ve fakirlik hallerinde kimseden bir şey beklemeyip Allah’a bağlanmakla olur.”
Mücahede sonucunda kulun kibre düşmemesi ve kendinde varlık görmemesi için velîler uyarılarda bulunur.
İbrahim b. Edhem [rahmetullahi aleyh] demiştir ki: “Bir kimse şu altı engeli geçmeden sâlihlerin derecesine ulaşamaz:
1. Nimet kapısını kapatıp şiddet ve sıkıntı kapısını açmak.
2. İzzet (üstünlük) kapısını kapatıp zillet (tevazu) kapısını açmak.
3. Rahatlık kapısını kapatıp ibadet yolunda gayret kapısını açmak.
4. Uyku kapısını kapatıp uykusuzluk kapısını açmak.
5. Zenginlik kapısını kapatıp fakirlik kapısını açmak.
6. Uzun emel kapısını kapatıp ölüme hazırlanma kapısını açmak.”
Bu yazı 1 kere okunmuştur.
