Tevekkül, sebeplere tevessül edip imkânlarını seferber ettikten ve tedbirini alıp üzerine düşen vazifeyi yaptıktan sonra neticenin hayırlı ve bereketli olmasını yüce Allah’tan istemek ve neticenin keyfiyetini O’na bırakmaktır.
Tevekkül, insanın Hak Teâlâ’nın vaadlerine tam olarak güvenmesi, ilim, irade, kudret ve yaratma gibi sıfatlara sahip bir Allah’a inanmanın tabii sonucudur. Kaza ve kadere iman da bu inancı pekiştirir.
Tevekkül, her işinde Allah Teâlâ’ya itimat etmek. O’na güvenmek, kendisine gelmesi takdir edilmiş olan bir şey varsa ondan kaçmanın mümkün olmadığını iyice bilip, Allah Teâlâ’nın iradesine teslim olmaktır. Böylece, O’ndan gelen her şeye razı olduğu için, kendisi rahat olur. Hem de yüce Allah’ın hoşnutluğunu elde etmiş olur.
Tevekkül bir kimsenin kendini Allah’a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde Allah’ı kefil bilip sadece O’na güvenmesi manasına gelmektedir. Kişinin, kendini her durumda Allah’ın irade ve takdirine teslim ederek O’ndan gelene rıza göstermesi tevekkülün özünü meydana getirir.
Yaratılmış olanların bütün fiilleri ve halleri Yüce Mevlâ’nın takdiri ile meydana gelir. Onun için dinimiz, alınması gereken bütün tedbirleri aldıktan sonra sadece Allah’a dayanma anlamındaki bir tevekkülü emreder.
Cenabı Mevlâmız ayet-i kerimede
وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
“Müminler yalnız Allah Teâlâ’ya tevekkül etsinler. Zira Allah onlara yardım eder.” buyurur. (Âl-i imrân Sûresi 3/122)
Hadis-i şeriflerde buyrulmuştur ki;
“Bir şey istediğin zaman yalnız Allah’tan iste. Yardım dilediğin zaman Allah’tan dile. Şunu iyi bil ki, bütün yaratılmışlar el birliği ile sana bir menfaat bahşetmek isteseler, Allah’ın sana yazdığından daha fazlasını bağışlayamazlar. Yine yaratılmışların tümü el birliği ile sana bir zarar vermek isteseler, Allah’ın sana takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar.”
Hak Teâlâ kudret ve hikmet sahibidir. O, kudret sıfatının bir tezahürü olarak birtakım şeyleri ortaya koymuştur. Hikmet sıfatının gereği olarak da birtakım şeyleri icra etmektedir.
Tevekkülün başı, kulun kendi tercihini terketmesidir. Gerçekten Allah’a güvenip tevekkül eden kul, kimseye eziyet etmez, başına gelen durumları halka şikâyet etmez, işime mâni oldu diye insanların hiçbirini kınamaz; çünkü o, vermenin de engellemenin de yalnız Allah Teâlâ’dan olduğunu bilir. Bu da onu, başkasıyla uğraşmaktan alıkoyar.
Tevekkül sahibi, eline geçen şeylerden dolayı sevinip şımarmaz. Kendisine gelen sıkıntılardan dolayı bağırıp çağırmaz. Kendi halini düzeltmeye çalışır. Zerre kadar iyilik yapanın mükâfat alacağını, zerre kadar kötülük yapanın da ceza göreceğini bildiği için, kendisine sıkıntı verenleri, eziyet edenleri, hemen cezalandırmaya kalkmaz. Onu affeder. Kendisine yaptığı kötülüğün karşılığı olan cezanın ölçüsünü bilmediği için, işi Allah’a havale eder. Kendisine iyilik edene de karşılığını vermekten aciz olduğunu düşünerek, onu da Allah’a havale eder. Bu iyiliği Allah’tan bilir. Her şeyin, Allah Teâlâ’nın dilemesi ve takdir etmesi ile meydana geldiğini düşünür.
Müminde bulunması gereken en önemli hasletlerden biridir tevekkül. Tevekkül, elimizden gelen gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah Teâla’ya havale etmektir. Acizliğimizi, çaresizliğimizi itiraf ederek Yüce Mevla’ya kayıtsız şartsız teslimiyettir tevekkül. Sevinçte-kederde, bollukta-darlıkta, kısacası her anımızda Allah’a sığınmaktır. En zor anlarımızda yanımızda kimseyi bulamasak da, ümidimizi kesmeden el açıp Yüce Rabbimizden yardım dilemektir.
Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyuruyor:
“Her kim insanların en kuvvetlisi olmayı isterse, Allah’a tevekkül etsin. Her kim insanların en mükerremi, şereflisi olmayı isterse, Allah’tan korksun, takvalı olsun. Her kim insanların en zengini olmak isterse, Allah katında olana, kendi elinde olandan daha fazla güvensin (kendi elindekinden çok Allah’ın vereceği rızka kani olsun).”
Tevekkülün asıl yeri kalptir. Kul, bütün takdirin Allah Teâlâ tarafından yapıldığına kesin olarak inandıktan sonra, rızık ve geçim için zâhirdeki birtakım çaba ve gayretleri kalpteki tevekküle ters düşmez. Kul bilir ki, bir şey zorlaşıyorsa (tıkanıyor ve önü açılmıyorsa) bu, Rabbimizin takdiri iledir. Bir şey kolayca oluyorsa bu da, Rabbimizin kolaylaştırmasıyla olmaktadır.
Zünnûn- i Mısrî’nin [kudduse sirruhu] şu sözü de tevekkülün şartlarını belirtmektedir:
“Tevekkül, nefsin tedbirlerine terketmek, kendi güç ve kuvvetinden sıyrılmaktır. Kulun tevekkülünü ancak, kendisinin içinde bulunduğu her hali yüce Allah’ın bildiğini ve gördüğünü bilmesi kuvvetlendirir.”
Ebû Derda (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “İmanın en üst noktası ihlâs, tevekkül ve Rabbü’l-âlemine tam teslimiyettir.”
Ebû Muhammed Sehl et-Tüsterî [kudduse sirruhu] şöyle derdi: Şu dört şeyi ihmal etmeyiniz:
1. Allah Teâlâ’dan işlerin en hayırlısını isteyin, buna istihare denir.
2. İşlerinizi sâlih insanlara danışın. Buna istişare denir.
3. Sadece Allah’a güvenin. Buna tevekkül denir.
4. Allah’tan yardım isteyin. Buna istiane denir.
Fahreddin Râzî [rahmetullahi aleyh] der ki:
“Tevekkül, bazı cahillerin sandığı gibi, insanın kendini ihmal etmesi demek değildir. Böyle olsaydı müşavere (istişare yapmak) emri, tevekküle engel olurdu. Tevekkül insanın, bir işin zahirî sebeplerini gücü nisbetinde yerine getirdikten sonra kalbini onlara bağlamayıp yüce Allah’a güvenip dayanması demektir…”
Bu yazı 1 kere okunmuştur.
