rss: yazılar

yönetici

Nuh A.S. ve Tufan

0 yorum
Nuh A.S. ve Tufan

İnsanlar arasındaki asıl yakınlığın sebebi iman birliğidir. Allah’ın dinine inanmış, peygamberini tasdik etmiş kimseler birbirlerinin yakını ve dostlarıdır. İnanan ve inanmayan insanlar arasında her ne kadar kan bağı olsa da, bu yakınlığın Allah katında kıymeti yoktur. Nuh tufanı bu gerçeği isbat eder.

Kur’an-ı Kerim’de ifade buyurulduğu üzere, Nuh a.s.’ın kavmi putperest bir topluluktu. Bu kavim küfür ve isyandan bir türlü vazgeçmeyince, Cenab-ı Allah onları azabından sakındırmak, tevbeye ve Hak Yol’a davet etmek üzere Nuh a.s.’ı onlara peygamber olarak gönderdi.

Fakat onlar bir peygambere asla yapılmayacak şeyleri gözlerini kırpmadan yapacak kadar hadlerini aşmış bir kavimdi. Zaman zaman Hz. Nuh’un üzerine çullanıp bayıltıncaya kadar boğazını sıkarlar, kimi zaman da işkence ederek döverlerdi. Fakat Nuh a.s. kendine gelince:

– “Rabbim! Beni ve kavmimi affet, zira onlar bilmiyorlar…” diye dua ederdi.

Fakat böylesine büyük nebevî şefkate rağmen hiç kimse bildiğinden şaşmıyordu. Zaman geçtikçe azgınlıkları daha da arttı.

 

Her Nesil Artan Zulüm

Bu hal üzere çok uzun zaman geçti. Gelen her yeni dönemle birlikte umutlar bir kez daha sönüyordu. Allah Tealâ Nuh a.s.’a çok uzun bir ömür vermişti. Bir nesil geçtiğinde, sonraki neslin iman etmesini bekliyordu. Ama olmadı. Aksine, sonrakiler öncekilerden de zalim çıkıyordu.

Bazen biri çıkıp şöyle derdi:

– “Bu adam bizim atalarımızla birlikte yaşadı. Fakat biz onlardan hiç kimsenin bunun sözünü dinlediğini görmedik, duymadık. Biz niye inanacakmışız ki!..”

Bu söz birbirlerini galeyana getirir, hep birlikte çullanıp Nuh a.s.’ı döverler, sonra da bir beze sarıp evine atarlardı.

Nihayet bir gün Hz. Nuh a.s. ellerini kaldırdı ve Cenab-ı Hakk’a şöyle yakardı:

– “Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma. Eğer onları bırakırsan (salih) kullarını saptırırlar. Ahlâksız, nankör insanlar yetiştirirler. Rabbim! Beni, ana-babamı, iman ederek evime (mescidime) girenleri, iman eden erkekleri ve kadınları bağışla, zalimleri de helâk et.” (Nuh, 26-28)

Nuh a.s. kavmini Allah’a böyle şikayet edip onlara karşı yardım dileyince, Allah şöyle vahyetti:

– “(Ey Nuh!) Bizim gözetimimizde ve emrimiz uyarınca gemi yap. Zalimler hakkında sen bir şey söyleme. Onlar boğulacaklar.” (Hûd, 37)

Bu ilâhi emir üzerine Nuh a.s. hemen hazırlıklara başladı. Ağaç, demir, zift gibi gerekli malzemeleri tedarik ediyordu. Onu böyle yoğun uğraş içinde gören kavmi ara sıra yanına gelip:

– “Ey Nuh! Peygamberliği bırakıp şimdi de marangozluğa mı başlandın?” diye alay ediyorlardı. Nuh a.s. ise onlara:

– “Eğer bizimle eğlenirseniz, biz de sizinle sizin şu yaptığınız gibi eğleneceğiz.” diyordu. (Hûd, 38)

Bu arada Allah Tealâ onların kadınlarını kısır bıraktı, artık çocuk doğuramaz oldular.

Hz. Nuh a.s. nihayet gemiyi tamamladı. Uzunluğu seksen, genişliği elli, yüksekliği ise otuz arşın olmuştu. Yani bugünkü ölçülerle 204 m uzunluğunda, 34 m eninde ve 20 m yüksekliğinde idi.

 

Kim Kurtulacak?

Bütün hazırlıkların tamamlanmasının ardından, Allah Tealâ Hz. Nuh’a vermiş olduğu söz üzerine, “Nihayet emrimiz gelip de fırın harlandığı zaman Nuh’a dedik ki: Her birinden (gerekli olan her çeşit hayvandan erkek ve dişi olmak üzere) ikişer çift ile aileni ve iman edenleri gemiye yükle; haklarında (boğulacağına dair) hüküm verimiş olanları değil. Zaten onunla beraber iman edenler de pek azdı.” (Hûd, 40)

Cenab-ı Allah bu fırının harlanmasını peygamberine hareket saatinin geldiği bildirmek üzere bir işaret kılmıştı. Bazı müfessirlerin geminin motoru olarak işaret ettikleri bu fırın iyice alevlenip, üzerindekini kaynatmaya başlayınca, Hz. Nuh a.s. Allah’ın gemiye alınmasını emrettiği kimseleri gemiye aldı. Oğullarından Hâm, Sâm ve Yafes bulunuyordu. Dördüncü oğlu Yâm (Ken’ân) ise gemiye binmemişti. Koca gemideki insan sayısı on beşi geçmemişti. Bu arada Hz. Adem a.s.’ın kabrini bilen Nuh a.s. onu oradan çıkardı ve bir tabuta koyarak tufanın ardından eski yerine koymak üzere gemiye getirdi.

Bütün bunlardan sonra Nuh a.s. Allah’ın gemiye alınmasını emrettiği hayvanları gemiye koydu. Fakat önemli bir sorunla karşılaşmıştı.

– “Ey Rabbim! Şimdi ben arslanla sığırı, kurtla oğlağı, kedi ile kuşu nasıl bir arada barındıracağım?” diye münacatta bulundu. Allah Tealâ:

– “Daha önce aralarına düşmanlığı koyan, şimdi de aralarını bulur.” buyurdu.

Artık sular yükselmeye başlamıştı. Su hem gökten boşalıyor hem de yerden fışkırıyordu. Bu sırada Hz. Nuh a.s. kendisinden ayrılıp bir kenarda bekleyen oğlu Ken’ân’a şöyle seslendi:

– “Yavrucuğum! Sen de bizimle beraber bin, kâfirlerden olma!” dedi. Fakat Ken‘ân:

– “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım.” karşılığını verdi ve an be an yükselen sudan kurtulmak için dağlara doğru koşmaya başladı. Nuh a.s. oğluna arkasından:

– “Bugün Allah’ın emrinden (azabından) merhamet sahibi Allah’tan başka koruyucu yoktur.” diye seslendi.

Ne var ki bu son uyarı da işe yaramadı, “aralarına bir dalga girdi ve oğlu suda boğulanlardan oldu.”

Nihayet sular dağların tepelerine kadar yükseldi; hatta en yüksek dağların zirvelerinden on beş arşın daha yükseldi. Neticede, takdir-i ilâhi gereği yeryüzündeki bütün insanlar helâk oldu. Bu sebeple Hz. Nuh a.s.’a “İkinci Adem” de denilmektedir.

Tufan tam kırk gün sürdü. Nuh a.s.’ın gemisi su üzerinde tam altı ay kaldı. Sonra Cenab-ı Allah, “Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut dedi. Su çekildi, iş bitirildi, gemi de Cudi dağının üzerine yerleşti.” (Hûd, 43)

Hz. Nuh a.s. Cudi dağında bir ay kaldı. Sular çekilip yerler kurudğu zaman yanındakilerle birlikte Muharrem ayının onuncu günü gemiden indi. Hep birlikte o gün şükür orucu tuttular.

Nuh a.s. tufandan sonra üç yüz elli yıl kadar daha yaşamıştır. Ölüm döşeğinde iken kendisine:

– “Bu uzun hayatında dünyayı nasıl buldun?” diye soranlara dedi ki:

– “İki kapılı bir ev gibi. Bir kapıdan girdim, diğerinden çıkıyorum.”

Onun vefatından sonra Yüce Allah, kullarının kurtuluşu ve ebedi saadeti için yine peygamberler gönderdi. Islah olmayan birçok kavim türlü şekillerde yine helâk edildi. Nihayet, Hz. Peygamber Efendimiz, bizim candan içre canımız Muhammed Mustafa s.a.v. alemleri şereflendirdi. Salât ve selamların en güzeli O’na ve bütün enbiyayı izam hazeratına olsun…

 

Hüseyin Okur, Semerkand Dergisi, Aralık 2004.


Bu yazı 651 kere okunmuştur.


Sosyal medya:



Bu yazıya yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

NFL Jerseys Free Shipping