rss: yazılar

yönetici

Müslümansak Kardeşiz Demektir

0 yorum
Müslümansak Kardeşiz Demektir

Bütün müminleri kardeş ilan etmiş bir dinin mensuplarıyız. Mücella dinimiz İslâm renklere ve ırklara göre davranmayı, buna göre tavır almayı reddeder. İman etmiş herkes hak ve vazifeler bakımından eşittir. Bizi müslüman kılan imanın ve İslâm’ın şartları hepimiz için aynıdır.

Müslümanlar olarak biz bir beden gibiyiz. İman bizi birleştiren en esaslı unsurumuz. Asr-ı Saadet’te de öyle olmamış mıydı? Müslümanlara eziyet edenler, onlara karşı savaşanlar bir gün iman ettiklerinde müminlerle kardeş oluverdiler. Müminler onlara “Sen geçmişte bizim düşmanızdın!” demediler, gönül kapılarını ardına kadar açtılar. İslâm’a birlikte hizmet ettiler, düşmana karşı birlikte savaştılar. Bir zamanlar müslümanlara karşı savaşanlar, artık müslümanlarla aynı safta savaşırken şehit oldular. Allah hepsinden razı olsun!

Cenab-ı Mevlâ müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de buyurmuştur:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete eresiniz.” (Hucurat, 10)

Hepimiz, canlarıyla mallarıyla İslâm’a hizmet etmiş nesillerin torunlarıyız. Onlar devletler kurdular, şehirler yaptılar. Bu şehirleri mamur hale getirdiler. O zamanlarda müslüman sadece müslümandı. Kimsenin aklına yekdiğerinin etnik kökeni, dil kültür farkı gelmiyordu. Oysa hepsi farklı etnik kökenden gelen bu müminlerin hedefleri ortaktı ve hepsi kardeşti. Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’in buyurduğu gibi kardeştiler:

“Rabbiniz bir, atanız birdir. İyi dinleyin! Arab’ın Acem’e, Acem’in Arab’a, kızıl ırkın siyah ırka, siyah ırkın kızıl ırka hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takva iledir. Şüphesiz Allah katında en kıymetliniz Allah’tan en çok korkanınızdır.”

Alimlerimiz dinimize, İslâm milletine hizmet ettiler. Aynı dava uğrunda mücadele ettiler. Onlar da farklı farklı renk ve ırktandılar. Ama hepsi elbirliği ile İslamî ilimleri geliştirdiler, kitaplar yazdılar. Bugün bize miras kalan bu kıymetli hazine onların bakiyesidir. Mesela tefsir ilminin gelişmesinde büyük önemi olan Arap gramerinin meşhur dört alimi bizim için üzerinde düşünmemiz gereken bir örnektir: İbn Hişam Arap’tır, Zemahşerî Türk’tür, Teftezanî Kürt’tür, Sibeveyh ise Fars, yani İranlıdır.

Alimlerimiz, mutasavvıflarımız, ediplerimiz farklı farklı coğrafyalardan, ülkelerden, şehirlerdendirler. Onları isimlerini takip eden nisbelerinden tanınırız: Dihlevî, Mesela İmam Rabbanî k.s.’nin nisbesi Sirhindî’dir, yani Hindistanlıdır; Buharî, Semerkandî deyince Türkistanlıdır; Câmî, Isfahânî deyince Mâveraünnehr yöresindendir, günümüzde Afganistan ve İran içindedir. Tebrizî, Şirâzî deyince İran topraklarındandır. Kurtubî, Kastalanî deyince Endülüslüdür; Askalanî Filistinlidir, Suyûtî Mısırlıdır; Rumî, Bursevî ve Tokadî Anadoluludur; Bosnevî Bosnalıdır.

Osmanlı devleti müslümanların siyasi olarak kriz yaşadığı bir çağda kurulmuştu. Hızla yükselmekte olan bu müslüman devlete alimler ve mutasavvıflar da bizzat destek vermişlerdi. Maksatları müslümanların birlik ve refah içinde yaşamaları, İslâm’ın izzetini muhafaza etmeleriydi. Osmanlı’nın kuruluş hamurunda emeği olan büyüklerimizden alim ve mutasavvıf Kırşehirli Aşık Paşa, “Garipnâme” adlı eserinde müslümanların birliğini şöyle dile getiriyor:

“Ey bir yolcu gibi gelip geçen insan! Kulağını aç da sana o iman edenleri anlatayım.

Onların ömürleri boyunca nasıl bir olduklarını ve sendeki benzerliği anlatayım.

Allah önce âlemi, âlem içinde de Âdem’i yarattı.

O zamandan kıyamet gününe kadar her kim gelip iman ettiyse hepsi aynıdır.

Geçmişte, şimdi ve gelecekte bu iman edenlerin Hak katındaki halleri birdir.

Sayısız, çeşit çeşit kimseler dünyada yaşadı, her biri bir iş sahibi oldu.

Bunların içi ve dışı bir değildi, sen yaratılıştaki sırrı görmeye çalış.

Peygamberler, veliler hepsi iman içinde bir vücut gibiydiler. Ayrı ayrı isimlere sahiptiler.

Her birinin tavrı bir başkaydı fakat halleri aynı iman içinde şekillenmişti.

Baş, göz, kulak, dil, el ve ayak gibi, her biri bir iş görür. Fakat bakarsan hepsi aynı hizmette görünür, aynı beden için görev yapar.”

Tekrar hatırlayalım: Türk, Kürt, Arap, Arnavut, Acem… Müminler olarak biz kardeştik, hâlâ kardeşiz. Halk olarak, camide namaz kılan insanlar olarak hiç düşman olmadık. Politik arenadaki entrikalar, çıkar hesapları, kirli ellerle yapılan manüpilasyonlar kalplerimizi birbirinden ayırmadı. Aksine düşmanlarımıza karşı omuz omuza mücadele verdik.

Biz kardeşiz. Aynı imanla aydınlanıyor yüreğimiz. İsimlerimiz aynı. Çocuklarımıza aynı isimleri veriyoruz. Babalarımızın ve dedelerimizin isimleri de aynı.

Tasavvuf yolunun altın silsilesini takip edelim. Her ülkeden, her şehirden, her renkten veliler var. Hamurumuzu sağlam bir maya ile yoğurdular, yoğuruyorlar. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat için mücadele verdiler, müslümanlar için çabaladılar. Şahsi menfaatleri, dünyevî hırsları terk edip dosdoğru yolda yürüdüler, insanlara yol gösterdiler.

Osmanlı’nın hızla çöküşe geçtiği 19. asırda önce Süleymaniye ve Bağdat’ta, sonra da Şam‘da ikamet eden Mevlâna Halid Bağdâdî k.s. hazretleri ne kadar gayret göstermişti müslümanların birliği için… Allah’ın yardımıyla muvaffak da olmuştu. Yirmi yıldan daha kısa bir sürede yüz altı halife bırakmıştı ardında. Bu halifeler çok farklı ülke ve coğrafyalardandı. Hindistan’dan, İran’dan, Kafkasya’dan, Anadolu’dan Rumeli’den ve Arap Yarımadası’ndan…

Mücella dinimizin esasları bizleri daha bir yakınlaştırıyor. Namazımızı aynı yöne dönüp kılıyoruz. Aynı safta, aynı hizada omuz omuza -ayrım yapmadan- namazlarımızı eda ediyoruz. Zekâtlarımızı -ayrım yapmadan- ihtiyaç sahibi mümin kardeşlerimize veriyoruz. Haccımız bizi en yalın halimizle birleştiriyor, Rabbimizin huzurunda münacatlarımız, dualarımız aynı. Sadece kendimize değil tüm müminlere dua ediyoruz, onlar da bize ediyorlar. Kalbimiz bir ritimde çarpıyor.

Bir müminin canı incinse, bizim de canımız incinir. Bundan acı duyarız, buna üzülürüz. Yaralarımız ortaktır, yardımlaşır, sararız. Gazze’deki, Afganistan’daki, Irak’taki mümin kardeşlerimiz adına üzülmemiz bundan, elden geldiğince yardım etme çabamız bundan, yardım edemeyişimize üzülmemiz bundan. Dara düşen kardeşlerimiz için Açe’ye, Pakistan’a yardım koşmamız bundan.

Çünkü biz kardeşiz, bir bedeniz, müminiz, müslümanız.

Rabbimizin tevfik ve inayetiyle…

Mübarek EROL – Semerkand Dergisi , Mart 2010.


Bu yazı 1.601 kere okunmuştur.


Sosyal medya:



Bu yazıya yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

NFL Jerseys Free Shipping