rss: yazılar

yönetici

Bir Umre Ziyareti -2

0 yorum
Bir Umre Ziyareti -2

(Geçen ay Medine-i Münevvere kısmını anlattığımız umre ziyaretimize kaldığımız yerden devam edelim.)

Mescid-i Haram’a girerken hocalar başınızı eğmenizi söylerler. Başınız eğik bir şekilde içeri girersiniz. Başınızı kaldırdığınızda, Kâbe’yi gördüğünüz anda tüm duygularınızı, tüm benliğinizi Kâbe sevgisi kaplar. Yüreğiniz çırpınır, adeta uçacak gibi olur. Artık içiniz içinize sığmaz. Beytullah’ın cazibesine kapılırsınız.

Medine-Mekke yolu 440 km’dir ve yaklaşık altı saat otobüs yolculuğu demektir. Klimalı otobüslerde, sarı kum ve kahverengi dağların arasında ilerlerken gözleriniz yeşile hasret kalır. Uzun ve dümdüz otobanda süratle giderken Efendimiz s.a.v.’den ayrılığın sızısı hâlâ yüreğinizi yakmaktadır. Bir peygambere ümmet olmanın ne anlama geldiğini bu yolda çok daha iyi anlarsınız. Yüreğiniz bin parça olur. Sesi güzel olanlar yolculuk boyunca kasideler okurlar: “Kabe’nin yolları bölük bölüktür / Benim yüreciğim delik deliktir / Dünya dedikleri bir gölgeliktir / Canım Kâbe’m varsam sana / Yüzüm gözüm sürsem sana.”

Dinlediğiniz kaside halinize tercüman olur. Kâbe’ye kavuşacak olmakla teselli bulursunuz.

Namaz için mola verirsiniz. İnince herkesi bembeyaz ihramlar içinde görür, kendi ihramınızın farkına varırsınız. İhram iki beyaz bezden ibarettir. Diğer bütün kıyafetleri çıkarır, bu iki parça beze bürünürsünüz. Sanki üzerinizden dünya yükünü de çıkartmış gibi olursunuz. İhramlı olana koku sürmek, bitki yolmak, hayvan öldürmek, vücuttan kıl koparmak yasaktır. İlk fıkhî cezanızı bu mola yerinde yersiniz. Ellerinizi lavaboda sabunla yıkar yıkamaz uyarılırsınız ve sabunlu ellerinizle hocanıza gidersiniz. Ellerinizi gösterir durumunuzu sorarsınız. Kurban kesmeniz gerektiğini söyler. Devamlı yaptığınız şeylerin ihramlıyken yasak olmasına alışmanız biraz zaman alabilir. Bu durum sizde müthiş bir idrake de vesile olur. Şöyle düşünürsünüz: “Meğer Rabbim izin vermezse bir sineği kovamayacağım, bir yaprağı bile kopartamayacağım. Rabbim izin vermeseymiş kendi saçımın bile teline dokunamazmışım. O müsaade etmeseydi istediğim kıyafeti giyemez, koku süremezmişim. Bütün hürriyet ve huzurum Allah’ın izni ve ihsanı neticesindeymiş. Ömrüm boyunca her an ikram ve ihsan eden Rabbime hamdolsun.”

Lebbeyk Allahümme Lebbeyk

Yolculuk devam eder. Mekke’ye yaklaştıkça “Lebbeyk” nidaları çoğalır. Artık, sürekli görevli hoca telbiye kelimelerini söyler ve kafile tekrarlar. “Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk” ile başlayan “telbiye” şu manaya gelir: “Buyur Allah’ım buyur! Buyur. Senin hiçbir ortağın yoktur. Buyur! Şüphesiz her türlü övgü, nimet, mülk ve hükümranlık sana mahsustur. Senin ortağın yoktur Allahım!”

Yüzyıllardır milyonlarca mümin ihramlarını giyerek bu sözlerle Kâbe’ye hareket ederler. Çünkü İbrahim a.s. Kâbe yapımını tamamlayınca Allah Tealâ, “İnsanlar arasında haccı ilan et. Gerek yaya, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana (Kâbe’ye) gelsinler.” (Hac, 27) buyurdu. İbrahim a.s. tüm insanları Kâbe’ye davet etmenin kendi gücünü aşacağını düşünerek; “Ya Rabbi! Benim sesimi kim işitir!” diye arzuhal etti. Müfessirlerin beyanlarına göre Allah Tealâ; “İlan senden, duyurmak benden.” buyurdu. İbrahim a.s. derhal Ebu Kubeys dağının tepesine çıktı. Doğuya, batıya, kuzeye, güneye nida etti: “Rabbiniz sizin için bir ev bina etti. Gelin ey Allah’ın kulları, onu tavaf edin.” diye seslendi. İşte o günden beri Allah Tealâ’nın davetini alan müminler, “Bizi davet ettin, buyur, emret Allahım!” diyerek coşku ve sevinçle telbiyeler getirerek yollara düşerler.

Kâbe’yi ilk görüş

Mekke’ye telbiyelerle girersiniz. Otelde zemzem ikramıyla karşılanırsınız. Zemzemin vatanına geldiğinizi bu nazik ikramdan anlarsınız. Lobide toplanır ve ilk umre için kafileyle hareket edersiniz. Özellikle ihtiyarlarda kaybolma korkusu olur.

Mescid-i Haram’a girerken hocalar başınızı eğmenizi söylerler. Bu şekilde içeri girersiniz. Müsait bir yerde durulur. Başınızı kaldırın ve içten dua edin diye seslenirler. Çünkü Efendimiz s.a.v. Kâbe’yi ilk görüşte yapılan duaların kabul olacağını bildirmiştir. Bu zamana kadar Ravza’dan ayrılmış olmanız içinizi yakmıştır. Hatta mahcubiyet hisseder, içinizden “Ya Rabbi Mekke’ye geldim ama gönlüm hâlâ Ravza’da, beni affet, diye yakarırsınız. Başınızı kaldırdığınızda ise öylece kalırsınız. Çünkü Kâbe’yi gördüğünüz anda tüm duygularınızı, tüm benliğinizi Kâbe kaplar. Yüreğiniz çırpınır, adeta uçacak gibi olur. Artık içiniz içinize sığmaz. Beytullah’ın cazibesine kapılır, genç aşıklara dönersiniz. Sadece maşuk ile beraber olmak ister, başka tüm duygulardan arınırsınız. Onunla geçirdiğiniz anlar bitmesin istersiniz. Bu öyle büyük bir sevgidir ki, karşısında oturup ona bakmak kadar manalı başka bir şey düşünemezsiniz. Medine’de yaşadığınız hüzün hali artık içinizde bir çağlayana, giderek artan bir coşkuya dönüşür. Bu ayrılana kadar hiç eksilmez.

Allah Tealâ; “Kuşkusuz, insanlar için (yeryüzünde) kurulmuş olan ilk ev, Mekke’deki kutlu ve alemlere hidayet kaynağı olan evdir. Orada apaçık işaretler ve İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse, güvende olur.” (Âl-i İmran, 97-98) buyurmuştur. Hidayete ve güvene burada kavuşursunuz. Harem’de herkes Allah Tealâ’yı ayakta, oturarak ve yanı üzere zikreder. Siz de onlara katılırsınız. Dilinizden tesbih ve dualar hiç eksik olmaz. Tavafın başlama noktası Hacer-i Esved’dir. Kalabalıkta iyi anlaşılsın diye yeşil bir ışık işaret olarak konulmuştur. Yeşil ışığın hizasından Hacer-i Esved’i selamlayıp tavafa başlarsınız. Dünyanın en mutlu insanı siz olursunuz.

Asr-ı Saadet’i yaşar gibi

Fahri Kâinat s.a.v. Efendimiz hicrî 7. senede Mekke-i Mükerreme’ye umre için geldi. Müşrikler: “Muhammed ve arkadaşları Mekke’ye geliyorlar ama Medine humması (sıtması) onları bitkin düşürdü!” dediler. Onların böyle demelerinden dolayı Hz. Peygamber sahabilerine, tavafın ilk üç turunda Remel yapmalarını yani sağ omzu açıp, pazuları gösterek çalımlı yürümelerini istedi ve; “Kendisini onlara güçlü gösteren kişiye Allah rahmet etsin.” dedi. Sahabe de aynen öyle yaptı ve gördükleri manzara karşısında müşrikler “Siz bunları mı sıtma mahvetmiş diyorsunuz? Bunlar filanca yiğit kişilerden daha dinç!” diyerek hayrette kaldılar.

İşte bu hatıra sebebiyle siz de ilk üç şavtta sağ kolunuzu açar, pazunuzu gösterir, çalımlı yürürsünüz. Asr-ı Saadet’i yaşar, Efendimiz s.a.v. ile beraber tavaf ettiğinizi bile hayal edebilirsiniz. Tavaftan sonra Makam-ı İbrahim’de iki rekât namaz kılıp Zemzem kuyusuna koşarsınız. Diliniz damağınız kurumuştur, Zemzem’den kana kana içer “Efendimiz s.a.v.’in Kevseri’nden içmeyi de nasip eyle Allahım” diye niyaz edersiniz. Ardından sa’y vaktidir. Safa tepesine çıkar, niyet eder ve sa’ye başlarsınız. Binlerce müminin arasına karışırsınız. “Bu kalabalıkta nice veliler vardır” diye herkese hürmet edersiniz. Yine yeşil ışıkla belli edilmiş bir ara vardır. Oraya gelince hızlıca koşturmaya başlarsınız sonra diğer yeşil ışıkta yavaşlarsınız. Bugünleri görüp bu güzellikleri yaşadığınız için Allah’a çokça hamd edersiniz. Sayısız peygamberin kabrinin bulunduğu bu tepeleri bir başka bulursunuz. Merve tepesinde sa’yiniz biter. Tıraş olur, ihramdan çıkarsınız. İlk umrenizi gerçekleştirmenin mutluluğuyla gördüğünüz her fakire sadakalar dağıtır, sevdiklerinizin gönlünü hoş eyleyecek hediyeler alırsınız.

Dua vakti

Otele döner, yemeklerinizi yer, artık ihramda olmadığınızdan entarinizi giyer ve takkenizi takarak Harem’e geri dönersiniz. Kâbe’yi gören bir yere oturur duaya başlarsınız. “Allahım, bu güzellikleri aczime ve gafletime rağmen merhametinle sen lütfettin..” der, pak Peygamber nesline, salihlere, anne ve babanıza, eş dost akrabanıza, kalbinize düşen herkese isim isim dua edersiniz. Onlar da bu güzellikleri yaşasın diye can u gönülden istersiniz. Belki de sizdeki bu sevicin sebebi Süleyman Naifî’nin şu beytindeki sırdır:

“Her kime Kâbe nasip olsa Hüda rahmet eder
Sevdiği kişiyi Hak, hanesine davet eder.”

Mekke’de ayrıca Hazreti Hatice r.anha annemizi Cennetü’l-Mualla’da ziyaret edersiniz. Kaynaklarda yetmiş peygamberin umre yaptığı Cirane’den siz de bir umre yaparsınız. Yine Hudeybiye’den de bir umre yaparak Rıdvan biatının olduğu yeri görürsünüz. Allah Tealâ’nın onlar hakkında indirdiği; “Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın (kudret) eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” ayetlerini dinlersiniz. Bu vesile ile hak tasavvuf yolunun Kur’an ve Sünnet’ten kıl kadar ayrılmadığını yerinde idrak edersiniz.

Buralarda deve çiftlikleri vardır. Durur, Allah Rasulü s.a.v. içti diye deve sütü içersiniz. Hizmeti organize edenlerin bu samimiyet ve ihlâsı karşısında oturup ağlayanlar olur.

Mekke’de kulluk şuuru elde edilir. Yapılan her bir ibadette kulluk ikrar ve ispat edilir. Hal diliyle her bir mümin, umrede demiş olur ki: “Sen benim Rabbimsin, ben ise kulunum. Beni nasıl yanına çağırdınsa o hal ve kıyafette gelirim. Tavafta dön dersin, dönerim. Sa’y de git ve gel dersin, gider gelirim. Koşmamı sevdiğin yerde koşarım. Hacer-i Esved’e selam ver dersin, taşa selam veririm. Arafat’ta, Müzdelife’de dur dersin dururum. Zemzem içmemi seversin, içerim. Saçını kes dersin, keserim. Çünkü sen benim Rabbimsin, ben ise senin kulunum.”

İşte bu hal ile umre tamamlanır. Rabbimiz yaptığımız ve yapacağımız umreleri kabul buyursun. Gidenlere tekrar, gitmeyenlere en yakın zamanda ziyaretler ihsan eylesin.

Selim Uğur – Semerkand Dergisi , Haziran 2012.


Bu yazı 935 kere okunmuştur.


Sosyal medya:



Bu yazıya yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

NFL Jerseys Free Shipping