rss: yazılar

yönetici

Yuva Emaneti

0 yorum
Yuva Emaneti

Yuva, Allah Teâlâ’nın insanlığa en büyük emanetlerinden biridir. Din ve dünya hayatı yuva ile güzel ve düzenli olur. Yuvasız dinî hayat tam yaşanamaz. Bekâr insan noksandır. Yuva olmadan dünya hayatı da güzel ve düzenli olmaz. Bunun için yuva herkese hayır getiren mübarek, mahrem ve şerefli bir emanettir.

İlk yuva cennette kurulmuştur. Hz. Âdem (a.s) ile Hz. Havva validemizin evlilikleri cennette olmuştur. Bu sebeple Allah için yapılan evlilikte, cennetten bir tat vardır.

Evlilik, dünyada cennetin bir numunesini yaşamak ve bir derece cennet hayatının tadını tatmaktır. Cennete girildiğinde yuvasız ve yalnız hiç kimse kalmayacak, herkes bir aile ortamında olacaktır.

Yuva, insanlık cemiyetinin temelidir. Evlilik, bu temeli Allah’ın adıyla atmak ve insanlık şerefine uygun bir bina yapmaktır. Dünyada insanlık hayatı yuva üzerine kurulmuş ve aile düzenine göre şekillendirilmiştir.

Bütün dinlerde aile yuvası temel birimdir; insanlık binasının esasidir. Aile olmadan, nesep korunmadan din yaşanamaz, hukuk uygulanamaz, hayatın bir mânası olmaz. Bunun için şu beş esasın muhafazası bütün dinlerin ortak hedefi olmuştur:

1. Tevhid inancını ve dini korumak,
2. Canı korumak.
3. Aklı korumak.
4. Namusu, aileyi ve nesli korumak.
5. Malı korumak.

Yüce Allah kullarına evlenmeyi ve yuva kurmayı emretmiştir. Çünkü erkek ve kadın bu fıtrat üzere yaratılmıştır. Kulluk, fıtrata uyarak yapılınca güzel ve tamam olur. Yoksa din noksan yaşanır. Din noksan yaşanınca insan da noksan kalır. İnsan noksan olunca, muhafazası gereken beş esası hakkı ile muhafaza edemez. Kâmil olmak için evlenmek, yuva kurmak, yuva hukukunu ayakta tutmak şarttır.

Evlenmek, bir insanlık görevidir. Bütün peygamberlerin sünneti ile amel etmektir. Edep üzere kurulan bir yuva, insanın şahsına, ailesine ve bütün insanlığa bir hizmettir.

Yüce Allah cemiyette herkesi insanlığın ve aile yuvasının bir işinden sorumlu tutmuştur. Resûlullah Efendimiz (s.a.v), kimin neden sorumlu olduğunu şöyle belirtmiştir:

“Hepiniz birer çobansınız; hepiniz sorumluluğunuz altındaki şeylerden sorumlusunuz. İdareciler, yönettikleri halktan sorumludur. Koca, ailesinin himaye ve terbiyesinden sorumludur. Kadın, kocasının evinden (onun şeref ve nesebini korumaktan) sorumludur. Hizmetçi ailenin malından sorumludur. Kısaca herkes üstlendiği şeylerden sorumludur.” 1

Yuvadaki Hayat

Edep üzere kurulan yuvada iki türlü hayat vardır: Biri mânevî hayattır. Bu, kalbin uyanması ve Allah’a yönelmesidir. Bunun meyvesi âhirette cennet nimetleridir. Çünkü insan evlilik ile yuvada bir huzur bulur ve tat alır. Bu tadın hiç bitmemesini ister. Bu ise dünyada mümkün değildir. Ebedî tadın yeri âhirette cennettir. Kendisi seven ve ailesini düşünen kimse, dünya tadıyla yetinmeyip cennete yönelir. Oraya girebilmenin yolu iman, ibadet ve güzel ahlâktır. Bu durumda kul, kendisini cennet nimetlerine götürecek imana yapışır, ibadetlere yönelir, güzel ahlâka sarılır. Yuva bunun sebebi olur.

Evliliğin insana faydası sadece bu olsaydı, yine içine girmeye ve zahmetini çekmeye değerdi.

Yuva ile bulunan diğer hayat, yeni nesil kazanmaktır. Nesil insanın bir şekilde kendi varlığını devam ettirmesidir. Nesil, mali değil mânevî değerleri korumak, taşımak ve yaymak için lâzımdır.

İslam ümmetinin çoğalması ve kuvvetlenmesi için evlenip yuva kurmak ayrı bir fazilettir. Bunun bir de âhiretteki netice ve müjdeleri vardır. Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Evleniniz, çoğalınız, çünkü ben âhirette sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere övüneceğim.”2

“Rabbimiz! Bize eşlerimiz ve çocuktarımızdan gözümüzü aydın edecek nesiller ver ve bizleri takvâ yolunda gidenlerin rehberi yap” 3 âyetinde yuvanın hedefleri gösterilmektedir. Bunlar, takvâ, terbiye, güzel nesil ve yeryüzünde Cenâb-ı Hakk’ın şahitleri olmaktır.

Günümüzde insanlık cemiyeti böyle yuvaların özlemini çekmektedir.

Asıl Amaç

Evlilikle kurulan yuvanın asıl amacı, ilâhî emre uyarak vazife görmektir. En önemli vazife, yuvadaki edep ve hukukları koruyarak Allah rızâsına ulaşmaktır.

Bu temel vazifelerin başında erkek ile kadının haramdan korunması, birbiriyle kalp huzurunu yakalaması, bu huzurla güzel kulluğa koşması ve cemiyete iyi bir nesil yetiştirmesi gelir. Evlenmenin amacı, sadece erkek ve kadının cinsel duygularını tatmin etmekten ibaret değildir. Şehvet duygusu neslin devamı için bir araçtır.

Yuva, kâinata yayılan ilâhî sevgiyi beraber tatmak içindir. Sevgi, yüce Allah’ın erkekle kadın arasına koyduğu bir rahmettir. Bütün yuvaları ayakta tutan, anne ile babayı kaynaştıran, onlara yuvanın yükünü taşıtan bu rahmet ve sevgidir.

Hadiste bu rahmet bir misalle şöyle anlatılır:

“Yüce Allah rahmetini yüz parçaya böldü. Bir parçasını dünyadaki varlıklar arasında paylaştırdı. Bunun tecellisini her varlıkta görebilirsiniz. Hayvanlarda bile. Hani, bir hayvan yavrusunu emzirirken incinmesin diye ayağını kaldırır ve rahatça emmesini sağlar ya; işte bu o rahmetin eseridir. Bütün vahşi hayvanlar o rahmet ile yavrularına şefkat gösterir, ontarı korur, besler ve büyütür. Yüce Allah kıyamet günü bu bir rahmeti doksan dokuz rahmetiyle birleştirip halka öyle rahmet eder.”4

Akıl sahipleri bundan ibret almalıdır.

Yuva, yârin ve yavruların sığındığı, korunduğu ve barındığı bir yer demektir. Yuva, baba ocağı, anne kucağıdır. Ocak sabrı, kucak merhameti temsil eder. Yuvada zahmetle rahmet iç içedir. Bu zahmeti Allah için çekenler, içindeki rahmeti bulurlar.

Yuva rahmet, ibret, hikmet ve hayat dolu bir yerdir. Onu sırf bir eğlence olarak görmek, koca kâinatı bir keyfe kurban etmek olur. Bu, şahsa, yuvaya ve insanlığa karşı işlenmiş bir cinayet olur.

Mümin, yuvaya Allah’ın adıyla adım atmalıdır. Niyeti güzel, hedefi cennet olmalıdır. Birkaç günlük beraberlik için nikâh kıyılmaz, yuva kurulmaz. Yuvada niyet ebediyen beraberliktir. Hedef kendisini, ailesini ve yavrularını ateşten korumaktır. Anne ve babanın tek derdi bu olmalıdır. Bunun yolu da edeptir.

Edep, herkes için, en kalıcı sermaye, en süslü elbise, en güzel hediye, en kazançlı miras ve en emniyetli makamdır. Edep, sevgiyle Cenâb-ı Hakk’ın davetine uyup cennet rehberi Hz. Muhammed’e (s.a.v) tâbi olmaktır. Bakınız bir ârif ne demiş:

Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl; Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl?

_____________________________________

1 Buhâri, Ahkâm, 1; Müslim, imâre, 20; Ebû Davud, imâre, 1,13; Tirmizî, Cihâd, 27; Ahmed, Müsned, 2/5, 54, 55; ibn Hibbân, Sahîh, nr. 4491.
2 Ahmed, Müsned, 2/245; ibn Hibbân, Sahih, nr. 4028; Abdürrezzàk, Musannef, nr. 10391.
3 Furkan 25/74.
4 Müslim, Tevbe, 19-20; ibn Mâce, Zühd, 35; Ahmed, Müsned, 2/434; 3/55.

Aile Saadeti, M.Saki Elhüseyni, Semerkand Yayınları.


Bu yazı 3.179 kere okunmuştur.


Sosyal medya:



Bu yazıya yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir