rss: yazılar

yönetici

Tasavvuf Bugünün İnsanına Ne Kazandırır?

0 yorum
Tasavvuf Bugünün İnsanına Ne Kazandırır?

Tasavvuf Bugünün İnsanına Ne Kazandırır?

Geçmiş devirlerde birey ve toplumun inşasında büyük görevler üstlenen Kur’an ve Sünnet çizgisindeki tasavvuf, bu asrın insanına ne vaat eder? Başka bir deyişle tasavvuf ve tarikatlar modern asrın insanına ne kazandırır, onları nelerden korur? Bu soruların cevabına geçmeden önce iman, amel ve ahlâk açısından İslâm âleminin durumuna kısaca bir göz atmak, herkesin bildiği gerçeği bir kere daha nazara vermek gerekir.

İslâm Âleminin Bugünkü Hali

Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamaya başlaması ve nihayet yıkılmasıyla birlikte İslâm âlemi derin yaralar aldı. Ortaya çıkan otorite boşluğundan istifade eden, hatta devlet otoritesini yanına alan Büyük Britanya ve ABD gibi Yahudi güdümlü Batılı güçler, öncelikli ve yoğun olarak İslâm akidesini bozmak, müslümanları dinlerinden uzaklaştırmak, ahlâken çökertmek ve sonunda hıristiyanlaştırmak için uzun vadeli stratejiler geliştirdiler. Ne yazık ki müslümanları itikadî, amelî ve ahlâkî bakımdan tarihte hiç görülmediği kadar büyük bir yıkıma uğratmayı da başardılar. Hadis inkârcısı, tarihselci (Kur’an’ın bir bölümünü hükümsüz sayan), diyalogcu, ılımlı İslâmcı, Vehhabî, Kadıyanî, Selefî, Mezhepsiz, Deist vb. itikadı bozuk binlerce bidat fırkası oluşturdular. Son derece tahripkâr olan bu gruplardan bazıları namaz, cennet cehennem, kader vb. iman hakikatlerini bile inkâr etmekten çekinmediler. Artık kurt gövdenin içine girmiş, İslâm dini, onu öğretmekle mükellef olan ilim adamları tarafından tahrif edilir hale gelmiştir. Katıksız bir imanla dinî yükseköğrenim görmek için gelen gençlerin çoğu buralarda imanlarını kaybetmektedir. Yapılan tahribatın etkisi kitle iletişim araçlarının ortaya çıkıp yaygınlaşmasıyla binlerce kez artmıştır. O kadar ki her gün internet ve televizyonlardan ileri sürülen bozuk fikirleri kalben onaylayan on binlerce bilgisiz Müslüman dinden çıkabilmektedir. Günümüzde namaz kıldığı hâlde bozuk itikadı sebebiyle iman problemi olan sayılamayacak kadar çok insan vardır. Konuyla ilgili bir hadis-i şerifte, “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki; camilerde toplanıp namaz kılacaklar, ancak içlerinde bir tane iman eden olmayacak” (Süyuti, Dürrü’l-Mensur fi Tefsiri’l-Me’sur, C. VII, s. 473) buyrulmaktadır. Dünyanın süper güçlerinin yaktığı bu büyük ateşi son derece kısıtlı imkânlarla söndürmeye çalışan tasavvuf erbabı ve itikadı halen düzgün kalabilmiş bir avuç mümin ise var güçleriyle çalışmaktadırlar.

Günümüzün irşat kutuplarından bir Hak dostu durumun vahametini özetlerken şöyle demektedir:

“Ahir zamanın en dehşetli, en zahmetli, en tehlikeli dönemindeyiz. Bu zamanda küfrün şiddeti öylesine artmış ki kasırga gibi önüne geleni ezip geçiyor. Önünde ne âlim dayanabiliyor ne de veli… Bütün dünya bir cehennem ve bir küfür denizi olmuş. Ümmet-i Muhammed (sav) ateş içinde…”

Tasavvuf İman Kurtarır

Tasavvufun iman kurtarmaktan başka hiçbir faydası olmasaydı sadece bu bile yeterdi. Geçmiş bin yıllık süreçte yüz milyonlarca insanın imanla şereflenmesine vesile olan tarikatlar bu yüzyılda da iman kurtaran en birinci kapı olarak öne çıkmaktadır. Zira yukarıda da izah edildiği gibi bu devirde imanı muhafaza etmek son derece müşkül hale gelmiştir. Vefat edenlerin halini keşfen müşahede eden Bediüzzaman hazretleri o dönemde kırk kişiden ancak bir iki kişinin imanla kabre girebildiğini söylemiştir. (11. Şua, 4. Mesele) Bu zamanın o döneme göre daha şedit olduğu açıktır. Dolayısıyla böylesine dehşetli bir devirde imanla ölebilmek kadar büyük bir mesele yoktur. Bütün dünyanın saltanatı bile bu mesele karşısında hiç hükmündedir.

Akıldaki bilgiden ibaret olan iman insanı kurtarmaya yetmez. Son nefeste akıl baştan gidince şeytan böyle bir imanla çocuğun topaçla oynadığı gibi oynar ve -Allah korusun- imansız gönderebilir. Bu sebeple sadece ilim de yeterli değildir. Salih amel ve ihlas ile beslenmeyen bir iman, pamuk ipliğiyle tutunuyor demektir. Kalpler ancak sahih ilim, gafletsiz salih amel ve ihlas ile Allah

Teâlâ’ya döner. O kalp bir de Allah Teâlâ’yı zikrediyorsa gaflet büyük ölçüde zail olur, iman akıldan letaife iner, latifeler Rabbini tanımaya başlar. İman bütün hücrelerine sirayet eder. “İşte onlar ki, (Allah) kalplerine iman yazdı…” (Mücadele, 22) ayetinin sırrına mazhar olur. Böyle bir imanı son nefeste şeytan dahi çalamaz. İşte hak tasavvuf ve tarikatlar, münte siplerine bunu sağlar. Sadece bu kadar mı? Hayır!

Sûfi, mürşidini büyük bir veli olarak gördüğü ve onu şiddetli bir muhabbetle sevdiği için şeyhinin sözünden dışarı çıkmaz. Dünyanın bütün insî ve cinnî şeytanları toplanıp onun itikadını bozmaya çalışsa dönüp bakmaz bile.

Bu konuyu Bediüzzaman hazretleri şöyle izah etmektedir: “Sıradan samimî bir tarikat ehli, şeklen ve zahiren münevver bir âlimden daha ziyade kendini muhafaza eder. O tarikat zevki vasıtasıyla ve o evliya sevgisi cihetiyle imanını kurtarır. (Belki) kebairle fasık olabilir, fakat kâfir olmaz, kolaylıkla zındıkaya (kâfirliğe, dinsizliğe) sokulmaz. Şiddetli bir muhabbet ve metin bir itikadla aktab (büyük velilerden) kabul ettiği bir meşayih silsilesini, onun nazarında hiçbir kuvvet çürütemez. Çürütmediği için, onlardan itimadını kesemez. Onlardan itimadı kesilmeyince zındıkaya giremez.

Tarikatta hissesi olmayan ve kalbi (zikirle) harekete geçmeyen, bir muhakkik (şer’i delilleri araştırıp inceleyen) âlim zat da olsa şimdiki zındıkların gizli hilelerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkülleşmiştir.” (29. Mektup, 9. Kısım)

İmanı muhafaza eden diğer bir husus da mürşid-i kâmilin dua ve himmetidir. Mürşidin duası büyüklerin şefaatini ve Allah Teâlâ’nın rahmetini celp eder. Nefsini terbiye etmek ve Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak için Hz. Resulullah’ın uzattığı sağlam kulpa tutunmaya çalışan, tarikata intisab ederek onun mektebine kaydolan bir müride rahmet peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem’in, şefaat edeceği ve bu sayede o müridin son nefeste imanla gideceği umulur. İslâm âlemini dinden uzaklaştırmaya ve hıristiyanlaştırmaya çalışan Batı dünyasının önündeki en büyük engel Ehl-i Sünnet tarikatlardır. Sonra da tasavvuf ruhundan beslenen diğer Ehl-i Sünnet cemaatlerdir. O yüzden kuvvetli Sünnî geleneğiyle ve mürşidi kâmile bağlılığıyla öne çıkan büyük tarikatlar her zaman hedef tahtasında olmuştur. Çünkü bunlar sadece Ehl-i Sünnet itikadını yaşamakla kalmıyor, gelecek nesillere de intikal ettiriyorlar.

Tasavvuf Haramlardan Korur, Salih Amele Teşvik Eder Bir insanın ahiret saadetini kazanabilmesi ve Allah Teâlâ’nın azabından korunabilmesi için haramlardan kaçınıp salih amel işlemesi gerekir. Fakat günümüzde mü’minin iman hayatı açısından yollar, sokaklar hatta evlerin içi ateşten bir vadiye dönüşmüştür. Bütün değerler altüst olmuş, kadınlar saçılıp sokağa dökülmüş; içki, kumar, uyuşturucu ve fuhuş dört bir yanı kaplamıştır. Kitle iletişim araçları insanı zaaflarından ve şehvetlerinden yakalamış aşağı doğru çekmektedir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin buyurduğu gibi böyle bir devirde İslâm’ı yaşamak avucunda kor ateşi tutmak gibi zor bir hale gelmiştir. (Tirmizî, Fiten,73) Oysa arzularının peşine takılıp nefsinin emrinden dışarı çıkmayan insan, hürriyetini kaybederek nefsinin esiri olur ve manen insan olmaktan çıkar. Unutmamak gerekir ki her sevabın olduğu gibi her günahın da berzah âleminde bir fotoğrafı vardır. Kur’an-ı Kerim bunların iç halinin (siretinin) hayvana dönüştüğünü haber vermektedir. (bkz, Furkan, 25/43-44)

İşte böyle vahim bir manzara karşısında etrafımıza baktığımızda hak tasavvufun bu devrin insanını yeniden nasıl inşa ettiğine, insani değerlerle nasıl donattığına şahit oluruz. Günahlarından arınan, Allah’a dönen bu insanların nasıl büyük bir aşkla Rablerine kulluk ettiklerini hayretler içinde izleriz. Hayatı boyunca içki içmiş, kumar oynamış, akla gelen her türlü haramı işlemiş insanların nedamet gözyaşlarıyla tövbe ettiğini görürüz. Bir vakit namaz kaçırmaktansa dağlara kaçmayı tercih eden dervişler ne zaman bir hata etseler, günaha girseler derhal tövbeye sarılırlar.

Din, bir vecd ve muhabbet işidir. Hiç kimseye zorla, baskıyla yıllar boyu ibadet ettiremez veya günahlardan sakındıra mazsınız. Eğer muhabbetiniz bittiyse benzininiz tükenmiş, yolda kalmışsınız demektir. İşte tasavvuf, bu muhabbeti tahsil etmenizi sağlar. Eğer elinden tuttuğunuz mürşid, kâmilse daha ilk anda onun bakışlarıyla kalbinizde Allah muhabbeti ve tövbe isteği hâsıl olur. Sonra tenhalara çekilir, Allah Teâlâ’yı zikredersiniz. Zikrettikçe Rabbinizi aşk derecesinde sevmeye başlar, O’na ibadet etmekten, emirlerini yerine getirmekten müthiş bir haz duyarsınız. Sadece Rabbinizi sevmekle kalmaz, O’nun sevdiği her şeyi seversiniz. Hatta daha ileri giderek, yarattığı mahlûkatı hususen insanı sever, onlara iyilik ve merhametle muamele etmeye başlarsınız.

Çünkü kalbiniz zikirle incelmiş, katılıktan kurtulmuştur. Tasavvufa ne kadar kendinizi verdiyseniz kabiliyetiniz nispetinde o kadar alırsınız. Sonra bir de bakmışsınız ki ameliniz, ahlâkınız, insan sevginiz çevrenizdekilere parmak ısırtacak kadar değişmiş.

Tasavvuf Kişiyi Allah’a Ulaştırır

Allah Teâlâ’ya isyanın had safhaya çıktığı böyle bir devirde evliya yetişir mi? Bu zamanda da veli var mıdır? Tasavvufi hayatla tanışmamış birçok müslümanın aklından geçen sorular bunlar. Oysa tasavvufa aşina olanlar, bunca kötülüğe rağmen günümüzde de irfanî damarın bütün canlılığıyla devam ettiğini, Hak Teâlâ hazretlerine vasıl olmuş on binlerce veli yetiştiren seçkin tarikatların halen var olduğunu bilirler.

Mürşid-i kâmilin terbiyesi altında zikir, fikir, nefisle mücahede ve Allah yolunda hizmet gibi kendisine verilen talimatı yerine getiren salik (maneviyat yolcusu), adım adım hedefine yaklaşır. Bu esnada kötülüğü emreden nefs-i emmarenin sıfatı değişmeye başlar. Velilik merte besine ulaştığında artık nefis kendisine kötülüğü değil iyiliği emreder hale gelir. Hali büsbütün değişir. Kötü huyları gider yerine iyi huylar gelir. İhvanından başlayarak mürşidini ve Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi müthiş bir muhabbetle sever. Bu sevgi fenafillâh makamının eşiğidir. Çünkü Hz. Peygamber’i sevmek Allah Teâlâ’yı sevmenin ön şartıdır (Âl-i İmran 3/31). Bir an Allah Teâlâ’dan gafil olmaz ve O’nu hatırından çıkarmaz (fenafillah). Âlemde olan biten her fiilde Hakk’ın birliğini, nereye baksa Allah Teâlâ’nın isim ve sıfatlarını müşahede eder (Tevhid-i Ef’al, Tevhid-i Sıfat). Manevi tecellîlerin mazharıdır.Velilerin mertebesi yükseldikçe halleri değişir. Onların muratları Allah’ın murat ettiği şeylerdir. Rızaları da öfkeleri de Mevlâ iledir. Allah için olan işleri yaparlar. Bunun için çevrenin ayıplamasından çekinmezler. Halkın kusurlarına bakmazlar. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar. Pak ve tertemiz yüzleri huzur ve aydınlık saçar. Onları gören Allah’a yönelir. İnce, latif sözleri katıksız hikmet bilgisidir. İnsanlara gayet zarif, yumuşak, tevazuyla telkinde bulunurlar. Cenâb-ı Hak onlarla âlemlere ikramda bulunur, belâları def eder.

Tasavvuf Medeniyetimizin Temel Taşıdır

Osmanlı döneminde kültürümüzü mayalayan, medeniyetimizin temel taşlarını döşeyen bütün fikir ve sanat eserlerinin arkasındaki yegâne adres hiç şüphesiz tasavvuftu. Cumhuriyet döneminde tekkelerin resmen kapanmasıyla tasavvufun ruh çeşmesinden fışkıran güzel sanatlar bir müddet sekteye uğramışsa da son dönemlerde yeniden hayat bulmaya başlamış görünmektedir. Sufî çevrelerin mektep ve medreselerinde yetişen gençlerin hüsnühat, ebru, tezyinat, şiir ve dinî musiki alanlarında oldukça estetik, güzel eserler verdiklerine şahit oluyoruz. Bendir eşliğinde kasideleri seslendiren dini musiki gruplarının yanı sıra bu alana eskiden olmayan tiyatronun da girdiğini görüyoruz. Bu çevrelerce son zamanlarda inşa edilen medreselerde özgün fakat Selçuklu ve Osmanlı mimarisine de yabancı olmayan, tasavvufun mütevazı, estetik ruhunu simgeleyen yapılar dikkat çekmektedir.

Sonuç olarak tasavvuf, burada hepsini anlatmaya imkân bulamadığımız bütün yönleriyle geçmiş devirlere nispeten bugünün insanına daha fazla şey anlatıyor. Kanaatimiz o ki, ruh ve mana köklerinden kopan günümüz insanının geçmişte hiç olmadığı kadar tasavvufa ihtiyacı var.

———————————————————————————-

Dr. Mustafa Bahadıroğlu / Mostar Dergisi Eylül 2019


Bu yazı 540 kere okunmuştur.


Sosyal medya:



Bu yazıya yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

NFL Jerseys Free Shipping