rss: yazılar

yönetici

Ramazan Geldi Hoş Geldi

0 yorum
Ramazan Geldi Hoş Geldi

Sizi bilmem ama şu “ah o eski ramazanlar” lafından bana gına geldi. Sahi, Ekimin Kasımın, güzün baharın eskisi olmuyor da Ramazanın niye oluyor. Galiba değişen Ramazanlar değil, biziz. Biz Ramazanı Ramazan gibi yaşamadıkça, “onbir ayın sultanı” her yıl sokağımızdan, mahallemizden, evimizden biraz daha eksilecek. Sonra eş-dost muhabbetinde eski ramazanları yâd edip duracağız.

Geçen gün namazdan çıktığımızda arkadaşlarla ayak üstü sohbet ettik. Mübarek vakitlerdeydik, konu Ramazandı. Aramızda yetmişine merdiven dayamış Ahmet dayı da vardı. Yaşını söylemedi ama kaç Ramazan geçirdiğini söyledi. Tam altmışyedi. Sonra diğer bir arkadaş kırkbeş, bir diğeri otuziki. Derken oracıkta her birimiz bir an sustuk, çocukluktan bugüne geçen yılları, Ramazan penceresinden seyrettik.

Ayak üstü sohbet, ismi üzerinde, uzun olmaz. Hepimiz eski Ramazanların daha tatlı, daha keyifli olduğunu konuştuk. İnsanların daha muhabbetli, insanlığın daha canlı olduğundan, iftar sofralarından, sahur yemeklerinden, teravih namazlarından… Nihayet o eski Ramazanların güzelliğinin tadı damağımızda birbirimizden ayrıldık.

Ayrıldık ayrılmasına ama sohbette konuştuklarımız yakamı bırakmadı. Sorular peş peşe… Neden eski Ramazanlar daha tatlı? Neden eskiden insanlar daha muhabbetli? Sahurları, iftarları, teravihleri neden daha güzel?

Ramazanın aynı Ramazan, orucun da aynı oruç olduğunu düşündüm. Orucu farz kılan Allah, bütün Ramazanları bereketli kılmıştır, her birinde rahmetini indirir. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi, geçmiş Ramazanlarda olduğu gibi şimdikinde de var, bundan sonrakilerde de olacak. O zaman bu mübarek ayı niçin eski güzelliğinde yaşayamıyoruz?

Derken, şu noktaya geldim: Yemek ne kadar lezzetli olursa olsun ağzınızın tadı bir kez bozulmuşsa, o yemekten lezzet alamazsınız. Her türlü rahmet ve bereketiyle Ramazan ortada, fakat galiba biz değiştik.

Çocukluğumdan hatırlarım, iki ay öncesinden Ramazan hazırlıkları başlardı. Gerekli erzaklar hazırlanır, satın alınması lazım gelenler tedarik edilirdi. Evde tatlı ve huzur verici bir Ramazan telaşı olurdu. İnsanların çoğunluğu aynı hali yaşadığı için mahalleye, köye ve kente bu telaş damgasını vururdu. Bu sadece yeme-içme hazırlığı değil, aynı zamanda bir gönül hazırlığıydı. Recep ve Şaban aylarında oruç tutulur, hayır ve hasenatın artırılmasına özen gösterilirdi.

Eskilerin en önemli özelliklerinden biri de insana menfaatleri için değil insan olduğu için kıymet vermeleriydi. Bu özellikleri hitaplarında, komşuluklarında, davetlerinde, alış-verişlerinde samimi bir şekilde görünürdü. Dini hassasiyeti az olan bir insan bile onlara komşu olsa, onların bu ahlâkı sayesinde Ramazan ayını bir başka yaşardı. Sahurdan akşama kadar ibadet yaptığının bilincinde olan insanlarla bir arada, iftar davetleri ve teravihlerle renklenen huzurlu bir ortamda, kim olursa olsun iyi olmaz da ne olurdu?

Bu düşüncelerin ardından kendimce bir karara vardım: Eski Ramazanların tadını, bugün de yaşamak mümkün. Nasıl mı? Tabii ki Ramazana önem vererek… Ramazana ve oruç emrine muhatap kılınmış insana gerçekten önem vererek. Önem verdiğini sanarak değil.

İnsanoğlu, önem vermediği şeyin ne tadını alabilir ne de kıymetini bilebilir. Ramazana önem vermek, onu gündemimizin birinci sırasına yerleştirmekle olur, yaptığımız işlere onun penceresinden bakmakla olur. Ramazana önem vermek de, Cenab-ı Mevlâmız’ın orada vereceği nimetlere mazhar olmak için eldeki bütün imkanları seferber etmekle olur.

Aslında Ramazanın eskisi olmaz. O hep yeni, hep tazedir. Eskiyen biziz. Önceki Ramazanlarda olduğu gibi bu Ramazanla da yenilenebilir, tazelenebiliriz. İşte önümüzde bir fırsat.

Herkesi kendimiz gibi görmemek lazım. Nice gönül erleri, Ramazan ayını hep aynı güzelliği ile yaşamaktalar. Onlar için önceki Ramazanlar ile sonraki Ramazanlar arasında fark yok. Şöyle bir baktığımızda onları bulmamız ve onlarla bu güzelliği, Ramazanın tadını doyumsuz yaşamamız mümkün. Onlar Ramazana çok önem veriyorlar, insanı çok aziz biliyorlar. Bulundukları yerde muhabbet rüzgarları esiyor.

Ramazanı bütün güzelliği ile yaşayan ve çevresindekilere yaşatan canlı bir örnekle sizi baş başa bırakmak istiyorum.

Onu yıllar önce tanımıştım. O günden bu güne günlük yaşantısında hep aynı ölçü, hep aynı ahenk. Örgü örgü Sünnet… Ramazan ayı gelince bu güzellik katlanarak devam ediyor. Bütün Ramazanlarda aynı hassasiyet.

Nasip oldu son olarak geçen Ramazanda bir gün yanlarında bulunabildim. Birkaç arkadaş birlikteydik.

Öğle namazı kılınırken cemaate yetiştik. Namazdan sonra bir müddet görüştük. Görüşme bitince Kur’an okumaya başladı. O cüzünü okurken biz de birer mushaf bulup okuduk.

İkindi namazından sonra bir cüz daha okudu.

Akşam ezanı yaklaşmıştı. Ezandan sonra diğer misafirlerle birlikte iftar yaptık. Onun her gün misafiri olur. Çevredekiler hanesinin misafirsiz kaldığı bir gün bile hatırlamadıklarını söylediler.

Akşam namazını iftardan sonra camide cemaatle kıldık. Peşinden evvabin namazı ve tevbe…

Yatsı namazından sonra bir cüz daha okudu. Herkes istirahate çekildi.

Gece saat iki civarında teheccüd namazına çağrıldık. Her rekâtında bir kısmı okunarak Yasin Suresi ile teheccüdü kıldık. İnsanın genellikle en derin uykuda olduğu saatlerde Alah’ın huzurunda olmak unutulamayacak güzellikteydi.

Teheccüd namazından sonra dua… “Subbûhun Kuddûsun Rabbunâ ve Rabbu’l-melâiketi ve’r-rûh” diyerek yalvarıyordu. Artık yalvarma zamanıydı. Gönlünüze ne gelirse Rabbinize açabileceğiniz en güzel vakitti. Anlatılamayacak güzellikte bir zamandı.

İbadet coşkusunun doyasıya yaşandığı bir gecenin ardından sahur yemeği ve sabah namazı. Cami saf saf huzurda. Namazdan sonra yine bir cüz Kur’an okudu. Ardından kuşluk vaktine kadar misafirleriyle ilgilendi.

Ayrılma zamanımız gelmişti. Müsade isteyip ayrıldık. Ömre bedel bir gün geçirmiştik. Ramazanın gerçek tadını ve insanın hakiki kıymetini orada gördük.

Ramazanın tadını almak isteyenlere…

Ramazan yaşadığındır.

Eskimez Ramazanların tadını alabilmek senin elindedir.

 

Kemal Reisoğlu, Semerkand Dergisi, Kasım 2002.


Bu yazı 417 kere okunmuştur.


Sosyal medya:



Bu yazıya yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir