rss: yazılar

yönetici

Rahmet Olan İhtilaf

0 yorum
Rahmet Olan İhtilaf

Günümüzde birçok müslüman şu soruların cevabını arıyor: Dinimiz tek olduğu halde mezheplerimiz neden birden fazla? Allah Tealâ birlik içinde olmamızı emrettiği halde niçin hepimiz bir çizgide gidemiyoruz? Bu farklılık ve ayrılık neyin sonucu? Üstelik bu ayrılık, tasavvufî yol ve cemaatleşmede de kendini gösteriyor. Bu durumda biz, Allah’ın “birlik olun” emrinin aksine bölünüp parçalanmış olmuyor muyuz?

Önce şunu bilelim ki, dünya durdukça hemen hemen her konuda görüş ayrılıkları devam edecek. Bütün ihtilafların mutlak manada biteceği bir yer var: ahiret… O halde kabul etmek zorundayız ki, fikir ve görüş ayrılıkları insan olmanın tabiatında var; hayatın kuralı bu…

Dinî anlayış ve yaşayışla ilgili ihtilaf ve ayrılığın iki şekli bulunuyor:

Birincisi, ihtilafın ‘bir şeyin zıddını savunmak ve karşı tavır koymak’ anlamının, dine karşı tezahür etmesi. Hak dine muhalif olmak, dinin bildirdiği kesin hakikatlarla ihtilaf halinde bulunmak küfür ve bozgunculuktur. Bu tür ihtilaflar, yazımızın konusu dışında bulunuyor.

Ayrıca, Allah Tealâ’nın hükümlerine ters düşen, dinin hiçbir delili ile uyuşmayan, haramı helâl, helâli haram yapan, kısaca insanı hak yoldan uzaklaştıran bütün görüşler, söz ve davranışlar da sonu azap olan muhalefettir.

Diğer taraftan kendisini müslüman addedip, Kur’an’ı kendi keyfine göre yorumlayan, temel ölçüleri hiçe sayan ve baştan sona bozuk bir anlayışla ortaya çıkan kimseler de bu inat ve düşmanlığa dayalı muhalefeti desteklerler. Bu tür ihtilaf, dünyada fitneyi alevlendirmekten başka bir işe yaramaz ve ilahî azaba sebeptir.

Rahmet, Hangi İhtilafta?

İhtilafın yazımıza konusu olan ikinci manası ise, bir meselenin farklı bir yönünü bulmak, başka bir yoldan sonuca varmak, var olanın yanı sıra bir başkasını ortaya koymak ve bunu savunmaktır. İşte dinî anlayış ve yaşantıda bu tür ihtilaf genişlik, zenginlik ve rahmettir.

Ashab-ı Kiram’ın, müçtehid imamların, müfessirlerin, hadis alimlerinin, kâmil mürşidlerin Kur’an ve Sünnet ışığında vardıkları değişik sonuçlar, ve yeni usuller, işte bu türden ihtilaflar kapsamındadır ve haktır. Bunlar, mübah olan ve hatta faydası bulunan ihtilafa girer. Aslında buna ihtilaf yerine, farklı içtihad demek daha uygundur. İlk devir müctehidlerinden Süfyan-ı Sevrî (Rh.A.) “Şu konuda alimler ihtilaf etti demeyiniz. Bunun yerine, ‘alimler bu şekilde ümmete genişlik sağladılar’ deyiniz.” sözüyle bunu anlatır.

Hak dinin bir takım hükümlerinde farklı görüşlerin bulunması, o dinin esasında ihtilaf olduğunu göstermez. Bu, aynı hedefe giden farklı yolların kullanılmasından başka bir şey değildir. Her bir içtihad veya tasavvufi kol, aynı elin parmakları şeklinde de düşünülebilir. Sonuçta hepsi beynin emrinde ve hizmetinde birbirlerini destekleyip kuvvet verirler.

Fetva yolunun müctehidleri ve takva okulunun mürşidleri, bütün içtihadlarını dinin daha güzel anlaşılması ve daha kolay yaşanması için yaparlar. Onların niyetleri sadece Allah’ın rızasına ulaşmaktır. Yaptıkları, müslümanların birliğini zedelemek değil, usulünce içtihattır. Ve zaten bu çalışmayı ehli olanlardan dinimiz ister. Kur’an ve Sünnet’te açıkça hükmü ve usulü belirtilmeyen konularda içtihad etmek, İslâm alimleri için bir vazifedir. Dinimizin kıyamete kadar bütün insanlığa hitab etmesi ancak bu yolla mümkündür.

İşte bütün hak mezheblerin ve değişik meşreplere göre terbiye veren gerçek tasavvufun yaptığı iş budur. Bu iş ana yoldan ayrılmak değil; onu aydınlatmaktır. Fitne değil, faydadır. Azab değil, rahmettir. Hak yolu daraltmak değil, açmaktır. Ve zorlaştırmak hiç değil, aksine kolaylaştırmaktır.

Ashab-ı Kiram’dan sonraki neslin büyüklerinden halife Ömer b. Abdulaziz (Rh.A.), fıkhi konulardaki ihtilafın ümmete nasıl rahmet olduğunu şöyle ifade eder:

“Ashab-ı Kiram, fıkhi konularda iyi ki ihtilaf etmişler. Bu beni çok sevindiriyor. Eğer onlar her konuda tek bir hüküm söylemiş olsalardı, sonra gelen insanlar dinde büyük bir sıkıntıya düşerlerdi. Hiç şüphesiz Ashab, din konusunda kendilerine uyulacak imamlardır. Bir kimse onlardan hangisinin sözünü alıp uygulasa, bir sünnete uymuş olur. Çünkü onların din hakkında söyledikleri Kur’an ve Sünnet’ten başka bir şeye dayanmaz. Böylece onların hangisinin görüşüne uyulsa, bir sünnet ile amel edilmiş olur. Bu da insanlara din işinde genişlik sağlar.”

Çekişme ve Kavga: Asıl Sorun

Fıkhı konular ve tasavvufî terbiye usullerindeki ihtilafların dışında, asıl düşünüp çözüm üretmemiz gereken ayrılık ve ihtilaflar bambaşka: Zaman zaman kördöğüşüne dönüşen kısır kavga ve çekişmelerimiz…

Allah Tealâ, Hud Suresi 118’inci ayette bütün insanların aynı görüş ve çizgide toplanmayacağını belirtiyor ve ihtilafa düşenleri iki gruba ayırıyor. Birisi Allah’ın rahmetiyle desteklenip azaptan kurtulanlar, diğeri de haksız ihtilafları yüzünden cehennemi dolduranlar…

İşte bütün mesele, her durumda Allah’ın rahmetine ulaşan gruptan olmaktır. Anlaşılan, kâfirler de müminler de kıyamete kadar fikir ayrılığı ve ihtilaf imtihanı içinde olacaktır. Hz. Rasulullah (A.S.) Efendimiz, ümmetinin kıtlık çekmemesi ve ihtilafa düşmemesi için Allah Tealâ’ya dua ettiğinde Yüce Rabbimiz: “Ey Muhammed, diğer isteklerin kabul edildi. Fakat ihtilaf konusunda kesin hükmümüz verilmiştir; senin ümmetin de ihtilafa düşmekten kurtulamayacaktır.” buyuruyor. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî)

Allah Rasülü, ümmetinin her devirde içine düşeceği bu ihtilaflardan selametle nasıl çıkacağını şöyle belirtir “Size iki şey bırakıyorum ki, onlara sarıldığınız sürece asla hak yoldan sapmazsınız. Onlar, Allah’ın Kitabı ve benim sünnetimdir.” (Hakim, Beyhakî)

“Benden sonra yaşayanlar pek çok ihtilaflar görecektir. O durumda size benim sünnetime ve raşid halifelerimin gidişatına sımsıkı sarılmanız gerekir.” (Ebu Davud, İbn Mace)

Raşid halifeler, Allah’ın Kitabı’na ve Rasulünün Sünneti’ne göre amel eden ve kendisine tabi olan insanları hak ölçüler içinde idare ve terbiye eden alim, arif, adil, kâmil müminlerdir. Ashab-ı Kiram’dan olan dört büyük halife, raşid halifelerin başında gelir. Ancak, bu sayıyı dörtle sınırlandırmak için elimizde bir delil yoktur. Yukarıdaki sıfatları taşıyan bütün kâmil mürşidler ve rabbani alimler, fitne ve fesattan kurtuluş için en emin rehberlerdir. Efendimiz (A.S.): “İsrailoğulları yetmişiki gruba ayrıldı. Benim ümmetim yetmişüç gruba ayrılacak. Bunlardan bir grup hariç, diğerleri ateşte olacaktır,” buyurdu. “Cehennemden kurtulan fırka hangisidir?” diye sorulunca: “Benim ve ashabımın yolunda gidenlerdir.” buyurdular. (Hakim)

Evet; bu dünyada ihtilaftan kaçış yok. Ancak ihtilafı helak sebebi yapmamalıdır. Allah’a ve Rasulü’ne aşık bir müslüman sevdiğini Allah için sever, sevmediğini Allah rızası için terk eder. İntikam için ihtilafa girmez, taassuba düşüp hak yemez, haklıyı inkâr etmez. O hak adamıdır ve düşmanı da olsa haklının yanındadır. Artık bize gereken, ittifak ve ihtilaf hallerinde ölçüyü bilmek ve edebince hareket etmektir. Yüce Rabbimiz’in himayesini girmekten başka emniyet var mı?

 

____________________________
Muhammed Emin Gül, Semerkand Dergisi, Temmuz 2000.


Bu yazı 348 kere okunmuştur.


Sosyal medya:



Bu yazıya yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir