rss: yazılar

yönetici

Kur’an Öğrenmek

0 yorum
Kur’an Öğrenmek

Kur’an okuyan kişi bir anlamda Hz. Peygamber s.a.v.’i taklit eder. Bir insanın Allah Rasulü s.a.v.’i aynen taklit edebileceği ibadet sayısı azdır. Mesela namazımızı ve haccımızı ne kadar O’na benzetmeye çalışsak bile muhakkak bir yerinde farklılık oluşur. O’nun yaptığının kopyası olmaz. Fakat Kur’an okumak böyle değildir. Kur’an Hz. Peygamber’in insanlığa okuduğu haliyle önümüzdedir.

Müminin Rabbine yönelik yaptığı her şey ibadettir. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi hemen aklımıza gelen ibadetlerin yanı sıra kul hakkına dikkat etmek, gıybetten kaçınmak gibi hususlar da ibadettir. Aynı şekilde Rabbimizin emir ve yasaklarını öğrenmemizi sağlayan Kur’an’ı okumak da ibadetin önemli bir unsurudur. Allah Rasulü s.a.v.’in hadislerini okumak da böyledir.

Allah Rasulü s.a.v.’in yaptığı gibi

Arapçasından okumuş olduğumuz ayetler bizzat Allah tarafından gönderilmiş olan ifadelerdir. Bunlar insan sözü değildir. İnsan Kur’an’ı okurken Allah’ın kelamını tekrar etmiş olur. Ayrıca Hz. Peygamber s.a.v.’i örnek alarak ayetleri bizzat onun gibi okur. Dolayısıyla Kur’an okuyan kişi bir anlamda Hz. Peygamber s.a.v.’i taklit eder. Bir insanın Allah Rasulü s.a.v.’i aynen taklit edebileceği ibadet sayısı azdır. Mesela namazımızı ve haccımızı ne kadar O’na benzetmeye çalışsak, onun yaptığı gibi yapmaya gayret etsek bile muhakkak bir yerinde farklılık oluşur. İbadetimiz onun yaptığının kopyası olmaz. Fakat Kur’an okumak böyle değildir. Kur’an Hz. Peygamber’in insanlığa okuduğu haliyle önümüzdedir. Bu nedenle Kur’an okumak hem Peygamberimiz s.a.v.’i bire bir örnek almak hem de onun Kur’an okuma sünnetini devam ettirmektir.

Dünyanın neresine giderseniz gidin, insanlar Allah’ın kelamını onun nazil etmiş olduğu kelimeler üzerinden okurlar. Ümmet pek çok uygulamada olduğu gibi, burada da birliği korumuş, İslâm’ın temel değerlerinden birine sahip çıkmış olur. Bu nedenle Kur’an tilaveti müslümanları ümmet yapan temel dinamiklerden bir tanesidir. Tıpkı ezan gibi… Yeryüzünün herhangi bir bölgesinde Arapçasından Kur’an okuyan birini gördüğünüz zaman, mümin bir kardeşimizi görmenin verdiği hazla mutlu oluruz. Bu ibadet kardeşimizi kolayca tanımamızı sağlar.

Meal okuma meselesi

Kur’an elbette anlaşılmak ve amel edilmek için indirilmiştir. Sadece Arapça bilenlere inmiş bir kitap değildir. Bu nedenle tefsir ve meal okumak da gereklidir. Ancak bu şekilde tüm insanlığa inmiş olan kitapta Yüce Rabbimiz bizlere neler söylüyor, hangi emir ve müjdeler ferman buyuruyor, bunları öğrenmiş olalım. Müslümanın Allah’ın Kitabı’yla bağını koparmaması şarttır. Bu yüzden önemli bir ibadet olarak Arapçasından okumanın yanı sıra manasına nüfuz etmeye çalışmak, üzerinde tefekkür edip ibret almak da güzel olur. Herkesin Arapça öğrenmesi mümkün olmadığına göre bu ihtiyacı karşılamak için tefsir ve meale başvurmak durumundayız.

Fakat farklı dillerdeki tercümeler hiçbir zaman Allah’ın kelamını tam olarak karşılamaz. Meal ve tefsirler arasında farklılıklar olabilir. Kur’an pek çok manayı içeren ilahî bir kitaptır. Tefsir ve meal hazırlayanlar bu manalardan birini öne çıkarmış olabilirler.

Şunu da hatırlamak gerekir. Nasıl mealler ayetin anlamını tam ve bire bir veremiyorsa, bizim bir ayetten anladığımız mana da eksik ya da hatalı olma riski taşıyor demektir. İşte tam bu noktada edep ölçüsüne dikkat etmek gerekir. “Demek ki bu mesele böyleymiş!” diye kesin hüküm vermek yerine ümmet tarafından ilmî yetkinliği tescil olunmuş müfessirlerin verdiği manayı esas almak gerekir. Hz. Peygamber s.a.v.’in “Kim Kur’an’ı kendi kişisel görüşüne göre tefsir ederse/yorumlarsa cehennemde yerini hazırlasın.” uyarısını akılda tutmalıyız. Özellikle fıkhî hüküm bildiren ayetlerin manası hususunda referansımız fıkıh olmalıdır.

Yaşlıların Kur’an öğrenmesi

Gençliğinde Kur’an öğrenme imkanını bulamamış yaşlılarımızın, kaç yaşında olduklarına bakmaksızın Kur’an öğrenmek için çaba sarf etmeleri gerekir. “Bu yaştan sonra öğrenmek zor olur” diyerek kendilerini geri çekmemelidirler. Bir iki deneme sonrasında ümitsizliğe kapılarak, “ben bu işi halledemeyeceğim” diye üzüntüye düşmemelidirler. Elbette yaşlılıkta öğrenmek gençlikteki gibi kolay olmayabilir. İnsanın bedeni gibi hafızası da dinçliğini kaybeder. Bununla birlikte azim sahibi olmak her şeyin başıdır. Allah’ın kitabını öğrenmeye çalışmanın verdiği hazla ısrardan vazgeçmemek gerekir. Kaldı ki insan ısrarcı olduğu zaman birkaç harfi, ardından diğer harfleri öğrenmeye başladığında büyük haz duymaya başlar. Okumayı çözdükçe aldığı tat zirveye çıkar. İyice öğrenene kadar Allah’ın kitabını elinden bırakmak istemez. Hele de okumayı bir çözdü mü, öğrenemiyorum diyen insanın birkaç ayda bir hatim yaptığını ve günlük okumayı alışkanlık edindiğini görürsünüz. Bu aşamaya geldikten sonra da başlangıçta yaşamış olduğu yılgınlık için üzüldüğüne, daha önce öğrenmediği için hayıflandığına şahit olursunuz.

Bu satırların yazarının annesi nüfusa göre 71, babası da 74 yaşında. Her ikisinin yaşının daha fazla olması kuvvetle muhtemel. Annemle babam beş yıl önce umreye gittiler. Annem başka milletlerden insanların yaşlısıyla genciyle sürekli Kur’an okuduklarını görüp kendisinin sadece tavafla, namaz ve tesbihatla yetinmek zorunda kaldığını fark edince müthiş derecede üzülür. Memlekete dönünce ilk yapacağım şey Kur’an okumayı öğrenmek olacak, diyerek gözyaşı döker.

Dönüşte babam annemin hocası oldu. Yaşlı insanların birbirlerine birşeyler öğretmeleri doğrusu çok hoş oluyor. Tamamını kaydedip sonradan seyretmek gerekir. Babam bazen harfleri unutan anama bağırıyor, bazen kızıp gidiyordu. Ama kavga gürültü bu işi bitirdiler. Şimdi yaşlı karı koca karşılıklı Kur’an okuyorlar evde. Annem kendisine bir ders edinmiş, her gün en az bir sayfa mutlaka okuyor. Cuma akşamları Yasin okumayı da ihmal etmiyor. Bu arada Kur’an’ı kırktan fazla hatmetti. Ziyaretine gittiğimde günlük okumasını sesli olarak yapmasını istiyorum ve ben de başka bir mushaftan babamla birlikte takip ediyorum. Bunun manevi hazzını anlatamam. Her şeyden önce hem annemin hem babamın mutlu olabilecekleri artı bir şey yaptıklarını görmek beni de mutlu ediyor. Kur’an okuduktan sonra adeta bir namazı eda etmişçesine sevinçli olduklarını söylüyorlar. Bir evlat yaşlı anne ve babasını huzurlu ve mutlu görmekten başka ne bekleyebilir ki? Bu yüzden büyüklerimizin ilerlemiş yaşlarında Kur’an okumayı çözüp, bizi karşılarına oturtarak okumalarını dinlemenin tadına doyum olmaz.

Mazeretimiz nedir?

Dünyevî işlerimize faydası olacak hususları öğrenmekte pek zorlanmayız. Böyle durumlarda yaşımız pek aklımıza gelmez. İş Kur’an’a gelince, öğrenmekte bir parça zorlandığımız için nefsimiz direnir. Fakat bütün benliğimize seslenen son hitabın dünyalık işlerimizden daha önemli olduğunu unutuveririz.

Kur’an elbette ibadet maksadıyla okunur. Fakat bugün insanlığın yakalandığı türlü ruhî bunalımların, depresyon illetinin şifası da Kur’an okumadadır. Ruhî sıkıntı yaşayanlar denesinler; Kur’an okumak ferahlatacak, rahatlatacak, hayata bağlayacaktır. Bu yönüyle Kur’an okumak dünya hayatı için de gerekli ve faydalıdır.

Diğer taraftan ahiretteki yakınlarımızı anmak ve evimizi Kur’an’la süslemek için, Cuma geceleri başta olmak üzere zaman zaman Kur’an okuturuz. Belki bunun için evimize hoca çağırdığımız da olur. Ancak bunu en samimi ve içten yapacak olan birileri varsa onlar da bizleriz. Yani vefat edenlerin yakınları. Bunun yolu ise Kur’an’ı okuyabilmekten geçer. Aynı durum kabir ziyaretlerinde de söz konusudur. Birilerinden medet beklemek yerine Kur’an’ımızı açıp kendimiz okuyabilmeliyiz.

Kur’an aslından okunur

Kur’an’ın Latin harfleriyle yazılmış metnini okumaya gelince, Arapçadaki bazı harfler Türkçede yoktur. Bu nedenle Türkçe harflerle Kur’an’ın bazı seslerini ifade etmek imkansızdır. Bu nedenle de bazen anlam bozulur. Mesela Arapçada üç çeşit “z”, yine üç çeşit “s”, iki “k” bulunur. Bu harflerin her birinin kendine göre bir sesi vardır. Kullandığımız alfabeye göre bunları tek harfle yazıp okuduğumuzda mana değişir.

Mesela Arapçadaki boğaz hırıltısıyla okunan “ha” harfini Türkçedeki “h” harfiyle telaffuz edersek, “hallâk” yani “yaratıcı” kelimesini “berber”e döndürmüş oluruz. Yine “peltek ze” ile yazılan “zukira” kelimesi “bahsedildi” anlamına gelirken bunu Türkçedeki “z” ile okuduğumuzda “kap dolduruldu” anlamına gelir.

Bu gerçek yanında, “Anlamını bilmediğimiz için Arapça aslından veya Türkçe harflerle yazılmış Arapçasından… Nasıl okuduğumuz önemli değil.” dememelidir. Çünkü Allah’ın Kitabı’nı onun indirdiği gibi okumakla, yalan yanlış okumak aynı şey değildir. Öncelikle Rabbimize saygımız aslı gibi okumayı gerektirir. Ayrıca Türkçe harflerle yazılmış Arapça metnini okuyan kardeşlerimiz şunu iyi bilmelidirler: Okudukları metni bir Arap dinlese kesinlikle anlamaz. Her şey bir yana, Allah’ın indirdiği kelamı aslından okumanın manevi hazzı ve güzelliği başka bir şeyle ölçülemez.

Bu yüzden en doğrusu aslını öğrenmektir. Arapçasından okumayı öğrenene kadar Türkçesinden okunabilir, ancak hedefimiz aslından okumayı öğrenmek olmalıdır. İlahî lezzeti tatmak için bunu yapabilmeliyiz.

Bir başlasak

Kendimizi Allah’ın kelamını okumak ve onun hazını almaktan mahrum etmeyelim. O lezzeti bir tattığımızda, bugüne kadar ne büyük bir nimeti uzağımızda tuttuğumuza çok hayıflanacağız. Şimdi kolları sıvama zamanı. Mümkünse evdeklerin yardımıyla, bu olmuyorsa bir hocanın yanında diz kırarak Kur’an okumaya koşalım. Böylece Allah Rasulü’nün şu müjdesine nail olalım:

“Allah’ın evlerinden bir evde Allah’ın kitabını okumak ve aralarında müzakere etmek için bir araya gelen topluluk üzerine huzur iner, onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır ve Allah Tealâ onları kendi katındakilerle birlikte anar.” (Müslim, 4867)

En fazla bir ay içerisinde kendi başımıza okuyacak duruma geleceğimizi bilelim. Rabbimiz çabamızı lütfuyla bereketlendirecek ve çok huzurlu olacağız.

Diğer taraftan anne babaya düşen bir görev de çocuklarının Kur’an okumalarını sağlamalarıdır. Çünkü Kur’an çocuklarımızın dinle olan irtibatlarını sağlayan temel unsurlardan biridir. Bu nedenle yapabiliyorsak kendimiz, elimizden gelmiyorsa bir kursa veya bir bilene göndermek suretiyle erken yaşlarda Kur’an öğrenmelerini sağlayalım. Hatta kutsal gecelerde etrafına halkalanarak bize bir şeyler okumalarını sağlayalım. Böylece manevi bir ortamla gecemizi değerlendirmiş olalım.

Bütün bunları yaparken anne babalarımızı da Kur’an öğrenmeye teşvik edebiliriz. Özellikle Cuma akşamları Yasin, Tebareke ve Cuma surelerini okuyarak evimizi şenlendirelim, geçmişlerimizin ruhlarını şâd edelim.

Taha Yıldız – Semerkand Dergisi, Mayıs 2013.


Bu yazı 360 kere okunmuştur.


Sosyal medya:



Bu yazıya yorum yapın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>