rss: yazılar

yönetici

İnsanlık Tek Peygamberden Sorumludur

1 yorum
İnsanlık Tek Peygamberden Sorumludur

Yeryüzünde din çoktur fakat Yüce Allah’ın bana ait dediği din bir tanedir. Her din sahibi farklı bir peygamberin ümmeti olduğunu iddia ediyor. Halbuki alemlerin sahibi Allah, insanlığın tek bir peygambere ümmet olmalarını istiyor. O halde insanlık tek bir peygambere uymakla görevlidir. Önceki peygamberlere sadece iman etmek, muhabbet beslemek ve hürmet göstermekle yükümlüyüz. Son peygamber Hz. Muhammed A.S’a ise hem iman, hem de muhabbetle itaat etmekle sorumluyuz.

Tevhid dini olan İslâm’ın esası birliktir. İbadet edilecek yaratıcımız birdir. O, zatı, sıfatları ve fiilleri ile tekdir; hiçbir eşi, benzeri, ortağı ve yardımcısı yoktur. Amel edilecek kitap, peşinden gidilecek peygamber de tekdir. Yüce Yaratıcı böyle istemektedir. “Ben Yüce Yaratıcımı seviyorum, O’nun dostluk ve rızasını arıyorum” diyenlerin önüne Yüce Yaratıcı tek bir kitap, tek bir peygamber ve tek bir yol koymuştur. Bu kitap Hz. Kur’an, peygamber Hz. Muhammed A.S., yol ise İslâm’dır.

Önceki Peygamberler ve Son Din

Yeryüzünde din çoktur; fakat Yüce Allah’ın bana ait dediği din bir tanedir. Her din sahibi farklı bir peygamberin ümmeti olduğunu iddia ediyor; halbuki alemlerin sahibi Allah, insanlıktan tek bir peygambere ümmet olmalarını istiyor. O halde insanlık tek bir peygambere uymakla görevlidir. Önceki peygamberlere sadece iman etmek, muhabbet beslemek ve hürmet göstermekle yükümlüyüz. Son peygamber Hz. Muhammed A.S.’a ise hem iman, hem de muhabbetle itaat etmekle sorumluyuz. Ona iman ve itaat farzdır. Allahu Tealâ onu, “Hatemü’n-Nebiyyin” olarak tanıtmıştır. Yani Hz. Muhammed A.S. Efendimizle peygamberlik son bulmuştur. İmanın doğru ve geçerli olması için, Hz. Muhammed A.S.’ın Allah’ın peygamberi olduğunun kabul edilmesi gerektiği gibi, onun bütün insanlığa gönderilmiş son peygamber olduğunun da kabul edilmesi gerekir.

Hz. Muhammed A.S. Efendimiz’den önceki peygamberlerin görev zamanı ve mekânı sınırlı idi. Onlar kendi kavimlerine gelmiştir, vefat etmeleriyle vazifeleri bitmiştir. Fakat Allah katında peygamberlik payeleri devam etmektedir. Vefatlarından sonra da onlar peygamberdir. Fakat bu, onların getirdiği dinin devam ettiği anlamına gelmez. İslâm’dan önceki dinlerin amel ve ibadetle ilgili hükümleri değiştirilmiş veya kaldırılmıştır. İnsanlığın önüne din olarak İslâm konmuştur. Yahudi ve hıristiyanlar başta olmak üzere, dinli-dinsiz bütün insanlar, bu dine ve onu getiren peygambere uymaya çağrılmıştır.

Bütün ilâhi dinler iman esaslarında ortaktır. Hak dinlerin akaidi birdir, onda değişme yoktur. Yani her peygamber insanları aynı iman esaslarına davet etmiştir. Ancak bu dinlerin amel edilecek hükümleri ve ibadet şekilleri farklı olmuştur. Bu farklılık peygamberlerin değil, Yüce Allah’ın hüküm ve emriyle olmuştur.

Kulluk yapmak isteyen kimse, nefsinin keyfine değil, Yüce Rabbinin emrine uyar. Allah rızasını arayan kul, Yüce Rabbi ne derse onu hak bilir, ona uyar, din taassubuna düşmez. Hz. Muhammed A.S. Efendimiz hariç, hiçbir peygamber kıyamete kadar gelecek bütün insanların peygamberi olduğunu iddia etmemiştir; böyle bir sıfatla gönderildiğini söylememiştir.

Allah Katında Din İslâm’dır

Bugün yeryüzünde üç tane hak din vardır demek yanlıştır. Çünkü hak din bir tanedir. O da İslâm’dır. Diğer dinlerle amel edilip Allah’ın rızasına ulaşılması mümkün değildir. O dinlere uymayı gerektiren hiçbir delil, sebep ve hikmet yoktur. Tevrat ve İncil’in artık aslı olmadığı gibi, onlarda mevcut olan ilâhi hükümler de insanlar tarafından bozulmuştur. Hiç bozulmasaydı bile onlarla amel edilmeyecekti. Çünkü bunu ne Yüce Allah, ne de o kitapları getiren peygamberler istemektedir. Yüce Allah’ın kesin hükmü şudur: “Allah katında geçerli tek din İslâm’dır.” (Âl-i İmran/19)

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, o bulacağı şey Allah katında kesinlikle kabul edilmeyecektir ve o kimse ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.”(Âl-i İmran/85)

İslâm, Allahu Tealâ’nın Hz. Muhammed A.S. Efendimiz’le gönderdiği Kur’an’la öğretilen dinin özel adıdır. “Nasılsa Hz. Adem’den son peygambere kadar gelen bütün dinler tevhidi öğretmişlerdir, onların da sıfatı İslâm’dır, hepsi ile amel edilebilir” demek yanlıştır. Bu anlayış Kur’an’a terstir, Sünnet’e uymaz, hikmete aykırıdır. Bu mesele ancak Hz. Muhammed A.S.’ın bütün insanlığa gönderilmiş ve kendisine uyulması emredilmiş son peygamber olduğunu kabul etmekle çözülür. Gerçek budur ve Yüce Allah’ın Hz. Peygamber A.S. Efendimiz hakkında verdiği hüküm şudur:

“De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben, göklerin ve yerin sahibi Allah’ın sizin hepinize gönderdiği peygamberiyim. Ondan başka ilâh yoktur. O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve Onun ümmî peygamberine iman edin. O peygambere uyun ki, doğru yolu bulasınız.” (Araf/158)

“Rasulüm, biz seni bütün insanlar için müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar.” (Sebe/28)

Allahu Tealâ, habibi Hz. Muhammed A.S.’ın isim ve sıfatlarını hem Tevrat, hem de İncil’de zikrettiğini, önceki milletlere onun geleceğinden bahsettiğini bildiriyor (Araf/157). Yine Kur’an’da zikredildiği gibi, Hz. İsa A.S., ümmetine Hz. Rasulullah Efendimiz’in kendisinden sonra geleceğini müjdelemiş ve isminin Ahmed olduğunu haber vermiştir (Saf/6).

Efendimiz A.S., bütün insanlığın önündeki konumunu şöyle belirtmiştir:

“Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum ki, peygamber olarak gönderildiğim bu ümmetten, yahudi olsun hıristiyan olsun, kim benim peygamber olarak gönderildiğimi işitir de bana iman etmeden ölürse, muhakkak cehenneme girer.” (Müslim, Nesaî, Ahmed)

Rasulullah A.S. Efendimiz önceki peygamberlerin belli bir kesime gönderildiğini, fakat kendisinin bütün insanlara peygamber olduğunu ve peygamberliğin kendisiyle tamamlandığını da belirtmiştir. (Buharî, Müslim, Ahmed).

İnsanlık O’na Tabi Olmakla Yükümlü

Artık, kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlık Allah’ın habibi Hz. Muhammed A.S.’ın davetine muhatap, onun emrine uymakla yükümlü ve getirdiği dinden sorumludur. Yani bütün insanlık onun ümmetidir. Bu ümmetin bir kısmı ona iman etmiştir. Onlara hak davete uyan manasında “icabet ümmeti” denir. Bunlar müslümanlardır. Bazıları da bu davetle ya hiç tanışmamış ya da onu işittiği halde kabul etmeye yanaşmamıştır. Bu kimseler Hz. Muhammed A.S.’ın davetiyle muhatap olduklarından onlara da “davet ümmeti” denir. Bu daveti işittiği halde kabul etmeden ölenler küfür üzere ölür, sonu cehennem olur.

Günümüzde, yahudilere Hz. Musa A.S.’ın, hıristiyanlara Hz. İsa A.S.’ın ümmeti demek yanlıştır. Onların Tevrat veya İncil’e göre amel ettiklerini söylemek doğru değildir. İslâm’dan sonra Yahudilik ve Hıristiyanlık diye bir “hak din”den bahsetmek hatalıdır. Çünkü ortada bu isimlerle Yüce Allah’a ait olduğunu söyleyebileceğimiz bir din yoktur. Yahudilik veya Hıristiyanlık diye anlatılan şeyler, Yüce Allah’ın dini değil, insanların bozuk fikri ve keyiflerine uygun derledikleri yanlış sözleridir. Onlar, hak ile batılı birbirine karıştırdıklarından, hepsi geçersiz duruma düşmüştür.

Şayet önceki peygamberler hayatta olsalardı, Hz. Muhammed A.S. Efendimiz’e iman ve yardım etmekle mükellef idiler. Çünkü Yüce Allah, hepsinden böyle bir söz almıştır (Âl-i İmran/81).

Nurullah Toprak, Semerkand Dergisi, Şubat 2001.


Bu yazı 514 kere okunmuştur.


Sosyal medya:



  1. Mutlu Deniz Altıntaş :

    Dergimizde yayımlanan bu tür yazılar her ne kadar eski tarihli de olsa günümüz meselelerine ne kadar ışık tutup bizleri aydınlattığı ortadadır.Allahü Teala gönüllerinizdekileri size hayırlı kılsın,sizin için hayırlı olanları da gönüllerinize razı kılsın….Sizi seviyoruz Allah için

Bu yazıya yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir