rss: yazılar

yönetici

Ayların Sultanı Geldi

0 yorum
Ayların Sultanı Geldi

Uzun zaman var ki, dünyamıza karanlıklar inmede. Her yerde karmaşa, gözyaşı ve hüzün. Gönüllerimiz bir ışık hüzmesine hasret. Susuz toprakların yağmur hasretiyle beklemede. Ama o geldi. Rahmet zamanı, umut zamanı geldi. Yenilenmenin, umutları tazelemenin, yeniden dirilişin zamanı geldi. Melekût ikliminin perdesi açıldı şimdi. Semaya kalkan eller rahmetle dolacak.

Mübarek ramazan geldi, hoşluğu unutan dünyamıza hoş geldi.

Ramazan-ı şerif, gökler ötesinden süzülüp gelen nurun, zifiri karanlığa bürünmüş dünyamızı güneş gibi aydınlatarak gündüze çeviren baharın son fasılasıdır.

Çünkü nebilerin hayat bahşeden nurlu soluklarından sonra küfür ve şirk karanlıklarına gömülen yeryüzü, son bir kere ve emsali görülmemiş bir şekilde Kur’an-ı Kerim’le aydınlanmıştır.

Kur’an’ımız Bu Ayda Geldi

Kıyamete kadar insanlığa hidayet yolunu gösterecek olan Kelâmullah, Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına bu ayda indirilmiş, oradan da ayet ayet, sure sure iki cihan güneşi Hz. Muhammed A.S.’a nazil olmuştur. Mekke’de başlayan nüzul, Allah Rasulü’nün peygamberlik süresince Medine’de devam etmiş ve yaklaşık 23 senede tamamlanmıştır.

Ayet-i Kerime’de nüzulün bu ilk merhalesi anlatılarak şöyle buyurulmaktadır: “Ramazan ayı ki, Kur’an, insanlara hidayet rehberi, yol gösterici ve doğruyla yanlışı birbirinden ayıran açıklayıcı belgeler olarak o ayda indirilmiştir” (Bakara/185)

Halık-ı Zülcelâl Hazretleri, kelâm sıfatıyla ins ve cinne diyeceğini demiş, kitapların en mübareğini, zamanların ve mekânların en mübareğinde, insanların en mübareğine indirmiştir.

Cenab-ı Hak, “Biz onu (Kur’an’ı) mübarek bir gecede indirdik.” (Duhan/3) buyurmakta; bu mübarek gecenin hangi gece olduğunu da: “Biz Kur’an’ı kadir gecesinde indirdik.” (Kadr/1) buyurarak açıklamaktadır.

Görüldüğü gibi aylar içinde Kur’an-ı Kerim’de adı geçen yegâne ay ramazan-ı şeriftir. Bu da Cenab-ı Hakk’ın ramazan ayına ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Nasıl ki Yakup A.S.’ın oniki oğlundan Yusuf A.S. bir yana; diğer onbiri bir yana ise, ramazan-ı şerif de diğer onbir ayın içinde böyledir.

Bu yüzden Hz. Rasulullah A.S.: “Eğer ümmetim Ramazan ayındaki ilâhî feyizleri bilmiş olsalardı, mutlaka bütün senenin ramazan olmasını temenni ederlerdi” buyurur.

İlâhî Mükâfatın Katlanarak Arttığı Ay

Amellerin mükâfatı bu ayda diğer zamanlara göre kat be kat artmakta, böylece günahlara keffaret olup onları eritmektedir. Bir hadis-i şerifte: “Ramazan’da yapılan bir tesbih, diğer zamanlarda yapılan bin tesbihten daha faziletlidir.” (Tirmizî) buyuruluyor.

Kur’an ayetiyle sabittir ki, diğer zamanda bir hayır işleyene en az on kat sevap verilir. (En’am/160) Demek ki, ramazan-ı şerifte Allahu Tealâ’yı bir defa tesbih eden onbinlerce sevap kazanabiliyor. Bu ayda Kur’an okuyan bir kimse, Kur’an’ın her bir harfi için bin, Ayete’l-Kürsî gibi ayetlerden binler ve ramazan-ı şerifin cuma gecelerinde daha da çok, kadir gecesinde ise, otuzbin hasene kazanır. (Bediüzzaman, Mektubat)

Ramazan-ı şerifte teravih namazı, teheccüd, evvabin, kuşluk ve tesbih namazları gibi nafile namaz kılanlar için, Efendimiz A.S. şöyle buyurur: “Ramazanda itikadını sağlam tutarak ve sevabını Allah’tan umarak kıyamda bulunanın geçmiş günahları affolur” (Buharî)

Bu ayda nafile ibadet edenlerin bu ibadetleri, diğer zamanlarda farz ibadet yapmış gibi değerlenmektedir. Mesela ramazanda nafile olarak sadaka veren bir mümin, farz olan zekâtı vermiş gibi ecir kazanmaktadır.

Efendimiz A.S şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Büyük bir ayın gölgesi üzerinize düştü. O mübarek bir aydır. Onda bin aydan daha hayırlı bir gece vardır. Allahu Tealâ size o ayın orucunu farz kılmış, gece ibadetini (teravihi) nafile olarak tayin etmiştir. O ayda bir hayır ile Allah’a yaklaşan kimse, onun dışındaki aylarda sanki bir farzı eda etmiş gibi Allah’a yakın olur. O ayda bir farzı yerine getiren kimse, sanki diğer aylarda yetmiş farzı yapmış gibi Allah’a yakın olur.” (İbnu Huzeyme, Sahih,; Münzirî, et-Terğib)

Meleklerin Mertebesi Şimdi Çok Yakın

Bilindiği gibi, her makbul amelin başı tevbe, kulluğun özü dua, hayvaniyetten sıyrılarak meleklerin safına katılmanın yolu da zikirdir. Ramazan-ı şerifin bereketiyle bir mümin bu ayın içinde meleklerin mertebesine dahi yükselebilir, Cehennem ateşinden kurtulup cennete layık bir hale gelebilir.

Allah Rasulü A.S. bu hususu beyan ederek şöyle buyuruyor: “Bu ayda dört ameli çokca yapınız. Bunların ikisiyle Rabbiniz’i razı edersiniz. Diğer ikisinden de zaten uzak kalmazsınız. Rabbinizi razı edeceğiniz ameller, Lâ ilâhe illallah şehadetini söylemeniz ve ona istiğfar etmenizdir. Uzak kalamayacağınız ameller ise, Allah’tan cenneti isteyip, cehennemden O’na sığınmanızdır.” (İbnu Huzeyme, Sahih)

İftarı Paylaşmak

Hz. Peygamber A.S., ramazan-ı şerifte fakir fukarayı doyurmaya, oruçlulara iftar ettirmeye başka zamanlara göre ayrı bir önem vermiştir. Bizzat kendileri, ilimle meşgul olan Ashab-ı Suffa’yı doyurabilmek ve ihtiyaçlarını giderebilmek için adeta çırpınmışlardır.

Yokluk zamanlarından birinde Sahabe-i Kiram, Suffa Ashabı’nı birer-ikişer evlerine götürerek iftar ettirirlerdi. Ashab-ı Suffa’dan içinde Vesile b. Eska R.A.’ın da bulunduğu bir grubu iftar ettiren olmamıştı. O akşam aç yatmışlardı. Ertesi günü de götüren olmayınca, Suffa Ashabı Allah Rasulü’ne müracaat etmişlerdi. Allah Rasulü A.S. annelerimizin her birine haber göndermiş, fakat onlar da yiyecek bir şey olmadığını yeminle beyan ettiler. Bunun üzerine Ashab-ı Suffa’yı etrafına toplayan Allah Rasulü A.S., mübarek ellerini Dergâh-ı Nezd-i Ahadiyet’e açarak şöyle dua buyurdu:

“Allahım, senin fazlından ve rahmetinden istiyorum. Rahmet senindir, senden başka kimsenin değildir.”

O daha duasını yeni bitirmişti ki, elinde kızarmış koyun ve ekmekle birisi çıkagelmişti. Suffa Ashabı’nı doyuran Allah Rasulü A.S.: “Biz Allah’ın lütuf ve rahmetini istemiştik. Lütfunu ihsan etti. Rahmetini ise, öbür dünyaya bıraktı.” buyurdu. (Hayatu’s-Sahabe)

Cenab-ı Peygamber A.S., ateşten kurtulmak ve büyük mertebeler elde etmek isteyenler için şöyle buyuruyor:

“Ramazan-ı şerif, sabır ayıdır. Sabrın sevabı cennettir. O, eşitlik ayıdır. O ayda müminin rızkında bereket ve artış olur. Kim o ayda bir oruçluya iftar ettirirse, bu onun günaharına kefaret ve cehennemden azat edilmesine sebep olur. Ayrıca, iftar ettirdiği kimsenin sevabının bir misli de kendisine verilir. Öbürünün sevabında bir noksanlaşma da olmaz.”

Ashab: “Ya Rasulallah! Hepimizde başkasına iftar ettirecek bir şey yok.” dediler. Resulullah A.S. şöyle buyurdu:

“Allahu Tealâ bu sevabı, bir tek hurma, bir yudum su ve bir miktar süt ile iftar ettirene de verir. O ayın evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur. O ayda elinin altında ve emrinde çalışan bir kimsenin yükünü hafifleten kimseyi Allah cehennemden azat eder. Kim ramazan-ı şerifte bir oruçluyu doyurursa, Allahu Tealâ ona, benim havzımdan öyle bir içecek ikram eder ki, cennete girinceye kadar susamaz.” (İbnu Huzeyme, Sahih, Münzirî, et-Terğib)

Rahmet Bizi Bekliyor

Hadis-i şerif’te buyurulduğu üzere, ramazan-ı şerifte cennet kapıları açılıp, cehennem kapıları kapanmakta, şeytanlar zincire vurulmaktadır. Basit bir kısım amellerle müminler cehennemden azat edilmekte, bir ömür boyu elde edilebilecek hayır ve sevap bir ayda hatta bir kadir gecesinde elde edilebilmektedir.

Buna rağmen ramazan-ı şeriften hiç nasiplenmeyen kimse için Hz. Peygamber A.S. beddua ederek şöyle buyurmaktadır:

“Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün. Ben yanında zikredildiğim zaman bana salât okumayan kimsenin de burnu sürtülsün!” (Tirmizî)

Mehmet Emir, Semerkand Dergisi Kasım 2001.


Bu yazı 73 kere okunmuştur.


Sosyal medya:



Bu yazıya yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir