Rabbü’l-Alemin Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyuruyor:

كَمَا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمْ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ

 وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ

 

“Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size kitap ve hikmeti ve size bilmediklerinizi öğreten bir resul gönderdik”[1]

 Bu ayette geçen tezkiye, talim, hikmet ve bilmediklerini öğretme kelimeleri, alimler tarafından çeşitli şekillerde yorumlanmışlardır; genellikle eğitim ve terbiye manasında kabul edilmişlerdir.[2]

 Terbiye,yetiştirme, kabiliyetlerini geliştirme, eğitim; bilgi, saygı ve edep öğretme; iyi ahlak, nezaket, görgü, hafif ceza verme, alıştırma, talim, eğitim ilmi, pedagoji gibi manalar için kullanılır.[3]

 Terbiye, bir nevi herhangi bir şeyi kademe kademe, tedric (Azar azar, derece derece ilerlemek) ile kemaline (olgunluk) eriştirmektir. Kainattaki bütün varlıkların terbiye görme ve kemale erme kanunları vardır. Bu kanunların sahibi, hakimi, idareci ve yöneticisi de, hiç şüphesiz Yüce Allah’tır.[4]

 İslam dini, insan terbiyesine son derece önem vermiştir. Kur’an ve sünnet ölçüleri içinde terbiye edilen, ona göre hareket eden insan, meleklerden daha üstün olan bir makama yükselmiş kabul edilir. İslam terbiyesinden mahrum olan, nefsine, şehevi duygularına ve maddi menfaatine göre hareket edenler de, hayvanlardan daha aşağı olan bir dereceye düşmüş olurlar.[5] Onun için ilk peygamber Adem (a.s)’dan son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’e kadar, bütün peygamberlerin ana gayesi, insanları tevhid inancı ile terbiye etmektir. Bu, daima insanları iyi ve güzel şeylere götürür. Hedef, insanları iyi ve faydalı olan şeylerle eğitip terbiye etmektir.[6]-[7]

 Nefsin Terbiyesine geçmeden önce kısaca nefs hakkında bilgi verelim.

 

Nefs Nedir?

 Nefsin ne olduğunu anlamak için lugatta ki manasına bakalım. Nefs, bir şeyin varlığı, hakikati, zatı, kendisi manasına gelir. Tasavvufta ise insanın hayvani tarafının adıdır.

 Nefs, hayvani bir kuvvettir. Eğitim görmemiş nefs insana ilk defa, şöhret ve şehveti emreder. İnsanın kalbine hayvani huylar verir. Makamı sufli’dir (çok aşağıdır). Onun için insanın kalbini aşağı çe­ker. Bütün fenalıklar nefse nisbet edilir. Kalb melekleşmeye, nefs ise hayvanlaşmaya meyleder.

 İttifakla bildirildiğine göre, insanın nefsi şerrin kaynağı, kötülüğün temelidir. Nasıl ruh, Allah’ın emriyle vücutta bir varlık, bir cevher ise, nefis de ruh gibi bedende bir varlıktır. İnsandan kötü huyların, çirkin fiillerin ortaya çıkmasının se­bebi olan varlıktır nefs.

 Nefsini tanıyabilen çok azdır. Nefsini tanımak şöyle dursun, onun varlığını kabul edenler bile kazançlı kimselerdir. Allah (c.c) nefs’ten daha aptal, nefs’ten daha çirkin, nefs’ten daha iğrenç bir şey yaratmadı. Olgun kimseler için nefs’le beraber olmaktan daha sıkıcı bir zindan düşünülemez. Hz. Peygamberimiz (s.a.v); “Allah’ım göz açıp kapayıncağa kadar da olsa, beni nefsimle baş başa bırakma” buyurmaktadır.

 Nefsini tanıyabilen kimse, bir başkasının içeri  girerek kendisine zarar vermesine imkân olmayan bir kaleye sığınmış demektir. Nefsini tanıyamayan veya tanımak istemeyen bir kimse için ise tehlike çok büyüktür. Çünkü ne zaman ve nereden geleceği belli olmayan binlerce oyunu vardır. Kişi, onu tanımadıkça zararlarından da korunamaz. Nitekim Resulullah (s.a.v);“Nefsini tanıyan rabbini tanır” buyurmuştur.

 Gavs-ı Sani Hz. ;

 -“Saadatlar nefis üzerine dururlar. Şeytan üzerine değil. Şeytan korkaktır, kaçırmak kolaydır. Ama nefis bizimle beraberdir. O kadar zalimdir ki şeytanı kandırmıştır. Allah’ (c.c.) zikretmek lâzım ki nefsi durdursun.”

 İnsanın yaratılışta güzel olan letaifleri; nefs’in onlara galip gelmesiyle asli değerlerini, kabiliyetlerini yitirirler.[8]

 

[1] – Bakara Suresi, Ayet: 151

[2]-Maverdi,en-Nuketu ve’l-Uyûnu,I,208;Bkz:Şamil İslam Ansiklopedisi,VIII,58

[3]-Heyet,Şamil İslam Ansiklopedisi,VIII,58

[4]-el-İsfahani,el-Müfredat,269vd;Elmalılı Hamdi Yazır,Hak Dini Kur’an Dili,I,62vd

[5]-Furkan suresi ayet-44;A’raf suresi ayet-179

[6]-Muhammed Kutup,Menhecu’t-Terbiyeti’l-İslâmiyye,IIvd:Bkz:Şamil İslam Ansiklopedisi,VIII,58

[7] – Manevi Terbiyenin Temeli Rabıta, Ahmet TANSU

[8] – Nefs Terbiyesi, Haz. Mehmet FATI

Bu yazının tümünü Word belgesi olarak indirmek için yandaki butona basınız. . .

- - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Bu yazı toplamda 972 , bugün ise 1 defa okundu.
En son okunma tarihi: 23.02.2012

Bu yazı ile benzer diğer yazılar:

  1. Manevi Terbiyede Usul (2) “Usul olmadan vusul olmaz”, sözü meşhurdur ve her işte geçerlidir....
  2. İnsanın Günlük Manevî Gıdaları İnsanın karnı gibi, kalbinin de günlük gıdaya ihtiyacı vardır. Gıdası...
  3. Manevî Huzurun Aslı: Kadere İman, Kazaya Rıza Kader, Allahu Teala’nın ezeli ilmiyle kainatta olacak her şeyi önceden...

Benzer yazılar Yet Another Related Posts Eklentisini ile listelendi.

Bu yazıyı yazdır! Bu yazıyı yazdır!


468 ad

3 Yorum var: “Manevi Terbiyede Usul (1)”

  1. Mehmet FATI says:

    Virdimize başladıktan sonra, Allah’ın dışındaki hiçbir şeyi düşünmeyeceğiz. Sadece kalbimizin Allah Allah dediğini düşüneceğiz. Bunun dışında düşünülen her şey gaflettir. Vird esnasında kalbimiz başka şeylere kayarsa, yine eski haline döndürmeye çalışacağız.
    Selam ve dua ile.
    Mehmet FATI

  2. Gavsımız “Allah’tan başka her şey gaflettir” buyuruyor. Zikir esnasında Allah lafzını en güzel bir şekilde zikretmekten başka hiçbir uğraş ve düşünce olmazsa gafletsiz bir zikir çekilmiş olur. Akabinde de “İlahi ente maksudi ve rıdaike matlubi” dua ve niyetini ihlasla söylemek gerekir. Zikir ehli normal yaşantısında da haram ve helallere ayrıca adab ve edeblere de dikkat göstermelidir. Zikir ve güzel yaşantı birbirini tamamlar ve birbirini destekler. İkisinden birinin eksik olması diğerinin yapılmasını zorlaştırır.

  3. cemil says:

    okuyorum şuan güzel açıklamışsınız. mehmet fatı ya çok teşekkür ederim..şu kısımı ” Allah’tan başka bir şeyi vird esnasında düşünmek gaflettir. Kalp, yerinde durur kafa başka yerde gezerse hiç çekilmemiş gibi olur. Vird esnasında mürşid, Allah’ın yarattığı (dağ, deniz vb.) hiçbir varlık ve hiçbir şahıs düşünülmez. Sadece Allah celle celâlühû düşünülür. Aklımız dağılabilir, olabilir, tekrar aklı kalbe yöneltmeye zorlayacağız. Bu zorlama ne kadar? Fazla değil bir hafta, iki hafta, bilemedin iki ay sonra kalp gafletsiz zikre başlar.” bir daha açıklayabilirmizini…Allahı zikrederken neyi nasıl düşüneceğim

Lütfen Bu Yazıyı Yorumlayın!