Hz. Peygamber’in (s.a.v.) medresesinden yetişen ashabı da onun yolunu tutmuştu. Onun gibi sade ve mütevazi yaşarlardı.
Hz. Ebû Bekir (r.a.), önceleri ticaretle uğraşıyor, çarşıya inip alışveriş yapıyordu. Ayrıca koyun sürüsü vardı ve zaman zaman onlarla meşgul oluyordu. Bazan mahallesindeki yardıma muhtaç kimselerin koyunlarını sağıyordu. Halife olup kendisine biat edildiği zaman, daha önce koyunlarını sağdığı bir ailenin kızı,
“Artık bundan sonra koyunlarımız sağılmaz!” diyerek hayıflandı. Kızın sesini işiten Hz. Ebû Bekir (r.a.),
“Hayır, vallahi davarlarınızı sağmaya devam edeceğim. Üzerime aldığım bu işin daha önceki ahlâkımı değiştirmeyeceğini ümit ediyorum” diye kızı teselli etti ve halife iken de mahallenin koyunlarını sağmaya devam etti. Hatta bazan koyunlarını sağdığı kimselere,
“Nasıl istersiniz, sütü köpüklü mü sağayım, köpüksüz mü olsun?” diye sorar, onlar nasıl isterse öyle sağardı. Daha sonra bulunduğu mahalleden Medine’nin merkezine taşındı. Ticaret işiyle halifeliğin beraber yürümediğini görünce, ticareti bıraktı, bütün vaktini müslümanların hizmet ve idaresine ayırdı. Devlet hazinesinden kendisine ve ailesine yetecek miktar maaş bağladı. Vefat edeceği sırada, elinde biriken bütün malını devlet hazinesine geri teslim etti. Üzerinde müslümanların mallarından hiçbir şey kalmasın dedi. Bu duruma şahit olan Hz. Ömer (r.a.),
“Ebû Bekir peşinden gelenlerin işini zorlaştırdı, onun gibi kim yapabilir?” dedi .220
Hz. Ömer (r.a.) Şam’a gelince, Ebû Ubeyde b. Cerrâh hazretleri, emrinde olanlarla birlikte onu karşıladı. Halife Ömer devesinden indi. Yerine kölesini bindirdi. Çünkü kölesi ile nöbetleşe biniyorlardı. O saat, binme sırası köleye gelmişti. Kendisi yuları tuttu, su kenarından geçerken mestlerini çıkardı. Ayaklarını suya soktu. Şam ordusunun kumandanı olan Ebû Ubeyde,
“Yâ halife! Böyle ne yapıyorsun? Bütün Şamlılar, bilhassa Rumlar, müslümanların halifesini görmek için toplandılar. Sana bakıyorlar. Bu yaptığını beğenmeyecekler” deyince Hz. Ömer,
“Yâ Ebû Ubeyde! Senin bu sözün, burada toplananlar için çok zararlıdır. işitenler insanın şerefini, vasıtaya binmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Şerefin, müslüman olmakta ve ibadet yapmakla olduğunu anlamayacaklar. Bizler bir zamanlar düşük insanlardık. Allah Teâlâ müslüman yapmakla bizleri şereflendirdi. Cenâb-ı Hakk’ın verdiği bu lezzetten, bu şereften başka şeref ararsak, Hak Teâlâ yine bizi zelil eder, her şeyden aşağı eder. İzzet İslâm’dadır. İslâm’ın ahkâmına uyan aziz olur. Bu ahkâmı beğenmeyip izzeti, huzuru, saadeti başka şeylerde arayan zelil olur” dedi.
Medine valisi olan Ebû Hüreyre (r.a.) odun demeti taşıyordu. Muhammed b. Ziyâd onu tanıyarak, yanındakilere, “Yol verin, emîr geliyor” dedi. Onu gören gençler, valinin böyle tevazuuna hayret ettiler.221
Bir gün Kureyş, asaletleriyle övünmeye başladılar. Bunları dinleyen Selmân, “Benim övünecek bir tarafım yok. Çünkü nutfeden yaratıldım. Sonunda da kokmuş bir leş haline geleceğim. Sonra da kıyamet günü terazi başına gideceğim. Sevabım ağır gelirse iyi insanım, günahım ağır gelirse kötü insanım” dedi.222
Hısn bölgesinden gelen iki kişi yolda Selmân-ı Fârisî hazretlerine rastladılar; selâm verdiler. Niyetleri bu büyük sahâbeyi görmek ve ziyaret etmekte, fakat onu tanımıyorlardı. Kendisine,
“Biz, Selmân adında bir zatı arıyoruz, tanır mısınız?” diye sordular, o da,
“Selmân benim” dedi. Adamlar şaşırdı. Aradıkları Selmân’ın o olmadığını düşünerek,
“Biz, Allah Resûlü Muhammed Mustafa Efendimiz’in (s.a.v) ashabı olan Selmân-ı Fârisî’yi arıyoruz” dediler. O da tekrar,
“Evet, Selmân-ı Fârisî benim. Ama onun gerçek ashabından olabildim mi bilemem!…” dedi.
Bu sözler üzerine gelenler aralarında,
“Galiba bizim aradığımız kişi bu değil, gidelim” dediler.
Onlar gitmek üzere harekete geçtiklerinde Selmân-ı Fârisî (r.a.) onlara şu sözlerle kendini tanıttı:
“Selmân-ı Fârisî benim. Allah Resûlü’nü gördüm. Onun meclisinde bulundum. Kendisiyle sohbet ettim. Ancak size şunu söyleyeyim; kim Muhammed aleyhisselâmla cennete girmeye hak kazanırsa işte o insan, Peygamberimiz’in gerçek ashabından sayılır.” 223
Hz. Ömer’in hilâfeti döneminde Arabistan’da kıtlık olmuştu. Halk açlık ve sıkıntı içerisindeydi. Yiyecek sıkıntısı vardı. Hz. Ömer halife idi. Her şeyi bulabilirdi. Fakat o da halk gibi sıkıntılara katlanmış ve, “Ey Rabbim, benim kusurlarım yüzünden ümmet-i Muhammed’i mahvetme!” diye dua etmiştir.
Hz. Ömer halkın açlık ve sıkıntı içerisinde olmasından dolayı çok üzülüyordu. Kölesi Eslem onun bu durumunu şöyle ifade etmektedir: “Kıtlığın şiddeti azalmamış olsaydı Ömer, fakirlerin halinden dolayı duyduğu üzüntüden mutlaka ölürdü.”
Urve b. Zübeyr’in (r.a.) rivayetine göre Ömer b. Hattâb hazretlerini, omuzunda bir kırba su taşırken gördüm. Kendisine, “Ey müminlerin emîri, bu sana yakışmıyor demem üzerine bana şu karşılığı verdi: “Heyetler, emîr dinleyip itaat ederek bana geldiklerinde nefsini gururlandı. O gururu kırmak için böyle yaptım.” 224
Abdullah-ı Rûmî dedi ki: “Hz. Osman geceleyin kimseden yardım istemeksizin abdestini kendisi alırdı. Kendisine, “Hizmetçilerinden birine emir versen de sana yardım etseler’ dediklerinde, ‘Hayır, olmaz. Gece onların hakkıdır. Geceleyin istirahat etmelidirler’ demişti.”225
Ebû Kılâbe’den rivayet edildiğine göre, bir adam Selmân-ı Fârisî hazretlerinin yanına gitti. Hamur yoğurmakta olduğunu gördü. “Bu ne hal?” diye sorunca Selmân (r.a.), “Hizmetçiye bir işe gönderdik. Hem o işi hem de bu işi yapmasını uygun görmedik” şeklinde cevap verdi .226
Ömer b. Abdülaziz (r.a.) konuklarına bizzat hizmette bulunduğu gibi kandilinin yağını da kendisi değiştiriyordu. Hecâ b. Hayve anlatıyor: Bir gece Ömer b. Abdülaziz’in sohbetinde bulundum. Bir ara kandil söndü. “Ey müminlerin emîri, şu hizmetçiye sesleneyim de gelsin yeniden yaksın” dedim. “Hayır, bırak da uyuyun. Ona iki iş yaptırmak istemiyorum” dedi. “Ben kalkıp yaksam” dedim. “Olmaz! Misafiri çalıştırmak mürüvvete sığmaz’ dedi ve kalkıp kandili onardı, içine yağ doldurup yaktı. Sonra da gelip oturdu ve, “Kalkarken de Ömer’dim, otururken de Ömer’dim” dedi .227
Ahmed er-Rifâî hazretleri bir gün talebelerine,
“İçinizde kim bende bir ayıp görüyorsa bildirsin” dedi. Müridlerden biri,
“Efendim, sizde büyük bir ayıp var” diye cevap verdi. Ayıbını talebesine soracak kadar kendini aşmış bu mütevazi insan hiç kızmadı, talebesi böyle söylüyor diye üzülmedi, belki sadece ayıbından kurtulabilmek ümidiyle sordu:
“Söyle kardeşim, o ayıbım nedir?” Talebe gözleri dolu dolu,
“Bizim gibilerin size talebe olması” dedi. Bu sözler gönüllere çok tesir etmiş, sohbette bulunan herkes ağlamaya başlamıştı. Ahmed er-Rifâî hazretleri de ağlıyordu. Bir ara sadece,
“Ben sizin hizmetçinizim, ben hepinizden aşağıyım” diyebildi.
Şuayb b. Harb anlatır: “Kâbe’yi tavaf yaparken, biri dirseğiyle beni dürttü. Baktım ki Fudayl b. İyâz. Bana, ‘Ey Ebû Sâlih! Eğer şu hac mevsiminde bu insanların içinde senden ve benden daha kötü bir insanın bulunduğunu düşünüyorsan, ne kadar kötü düşünüyorsun’ dedi.” 228
220 ibn Sa’d, Tabakatü’I-Kübrâ, 3/167; Kandehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 3/56; ibnü’I-Cevzî, Sıfatü’s-Safve, 1/114.
221 Ku5eyri, Risâle, s. 148.
222 Gazâlî, İhyâ, 3/1951; Kimyâ-yi Saâdet, s. 550; Necmeddin Erbîiî, Hulâsatül-Mevâhib, s. 24.
223 Necmeddin Erbîlî, Hulâsatül-Mevâhib, s. 24.
224 ibn Kayyim el-Cevziyye, Medâricüs-Sâtikîn, 2/314.
225 Kandehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 3/55.
226 Ebû Nuaym, Hilyetü’I-Evliyâ, 1/201; Kandehlevî, Hayâtüs-Sahâbe, 3/60.
227 Ahmed b. Hanbel, Kitàbüz-Zühd, s. 293; Yâfiî, Neşrü7-Mehâsin, s. 266;
Gazà1i, İhyâ, 3/1970; Kimyâ-yi Saâdet, s. 562; Ku5eyrî, Risâle, s. 147.
228 Ku5eyrî, Risâle, s. 149; Yâfiî, Ne5rül-Mehâsin, s. 266.
Edep Ya Hu 2 Siraceddin Önlüer
Bu yazı ile benzer diğer yazılar:
- Tevazu Ahlakı Nedir? Hak Teâlâ’nın razı olduğu ve her kulda bulunmasını istediği güzel...
- Ariflerin Tevazu ile İlgili Sözleri Hz. Ebû Bekir (r.a.), “Keremi takvâda, zenginliği yakînde ve şerefi...
- Tevazu ve Kibir Tevazunun zıddı kibirdir. Kibir insanın kendini beğenmesi, haktan yüz çevirmesi,...
- Büyüklerin Af Konusundaki Ahlakı Şa’bî’ye (rah.) biri kötü sözler söyledi. Bunun üzerine Şa’bî, “Hakkımızdaki...
- Tevazu Ne İle Elde Edilir Ariflerden Hakîm-i Tirmizî (k.s) der ki: “Tevazu, şu beş şeyi...
Related posts brought to you by Yet Another Related Posts Plugin.
Bu yazıyı yazdır!



