1005Allah’ın korudukları hariç, gurur bu zamanın tasavvuf erbabına ne kadar galiptir!

1- Åžekle Aklananlar:
Bir kısım sûfîler sözlerle, kılık kıyafetle ve dış şekille gurura kapılmışlardır. Giyim kuşam biçimleriyle, konuşmaları, edepleri, âdetleri, ıstılahları; semâ ve raksta ortaya çıkan halleri, taharet, namaz, başlarını öne eğerek seccade üzerinde oturmaları, derinden nefes alarak düşünceli gibi başlarını göğüslerine yaklaştırmaları, alçak sesle konuşmaları ile bağırışlarıyla vs. sâdık sûfîlere benzerler. Böyle davranmanın kendilerini kurtaracağını zannediyor, nefislerini mücâhede, riyazet, kalb murakabesi ve dış ve içlerini görünen-görünmeyen günahlardan arındırmaya tâbi tutmuyorlar; halbuki bütün bunlar tasavvufun kâidelerindendir.

Sonra onlar harama, şüpheli ÅŸeylere ve yöneticilerin mallarına hücum ediyorlar. Ekmek, para, meyve… için yarışıyorlar; zerre kadar deÄŸeri olmayan ÅŸeyler için birbirlerine hased ediyorlar; arzuladıkları bir ÅŸeye karşı çıkılınca birbirlerinin ÅŸeref ve haysiyetlerine saldırıyorlar.

Bunların aldanmaları açıktır; kahramanların, savaşçıların ve cesaret sahiplerinin isimlerinin kitaplara geçtiÄŸini duyunca, savaşçı kıyafetine bürünüp sultana vararak kendisini takdim eden yaÅŸlı bir kadın gibidirler: Durumu anlaşılınca ona: ‘Sultanla alay etmekten utanmıyor musun? Onu filin yanına atın!’ denilerek filin yanına atılır ve fil de onu öldürünceye dek ayağının altında çiÄŸner.

2- Refah ve Süslere Aldanlarlar:
Başka bir grup da, bunlardan daha çok gurura saplanmıştır. Yiyecek, mesken ve evlilikte aza kanâat ve fedâkârlık onlara zor gelir. Tasavvuf yolunda bulunduğunu açığa vurmak ister fakat sûfîlerin kıyafetlerine bürünmeye gerek görmez. İpek kullanmaz; yamalı fakat değerli, ipekten daha kıymetli elbiseler, kaliteli önlük ve mendiller ve süslü seccadeler edinirler.

Bunlar görünen bir günahtan kaçınmazken, görünmeyen günahlarda durum nasıl olur! Onların tek amacı müreffeh yaşamak, idarecilerin mallarını yemektir. Bununla birlikte kendilerinde hayır olduğunu zannediyorlar.

Bunların müslümanlara zararı hırsızlarınkin-den daha beterdir. Çünkü bunlar kıyafetle kalpleri çalıyorlar; böylece kendilerine uyan başka insanların helak sebebi oluyorlar. Bunların rezilliklerini birisi görünce, tasavvuf ehli hep böyledir zannederek bütün sûfîleri genel bir şekilde karalama yoluna gider.

3- Lafızlara Aldananlar:
DiÄŸer bir kısmı ise, mükâşefe ilmine sahip olup, Hak’kı müşahede ettiklerini, makamları geçtiklerini, şühûdun özüne ulaşıp, baÄŸlandıklarını ve kjjrbiyet makamında olduklarını iddia ederler. Oysa ne kurbiyet ne de ona ulaÅŸma hakkında lafız ve isimden baÅŸka bilgisi olmadığı halde bir kaç kelime bellemiÅŸ, onları tekrar eder durur. Bunun gelmiÅŸ geçmiÅŸ bütün insanların ilimlerindeki en üstün mertebelerden olduÄŸunu zanneder.

Bunun için de bırakın avamı, fakihlere, Kur’ân okuyanlara, hadis âlimlerine ve diÄŸer âlimlere küçümseyici gözle bakar. Hatta çiftçi zirâatini, dokumacı iÅŸini gücünü bırakarak günlerce onların peÅŸine takılır ve bu asılsız sözlere kulak verir. Onları öyle tekrarlar durur ki, sanki vahiy gelmiÅŸ de konuÅŸuyor zannedersin. Bir takım sırlardan haber verir, bununla bütün âbid ve âlimleri hakir sayar. Âbidler hakkında, “Kendilerini yoran ücretli işçileri”; âlimler için,

“Onlar hadisle, haberle iÅŸtigal etmekle hakikatten uzak kalmıştır.” derler.

Kendisinin Hakka vâsıl ve yakınlardan olduğunu iddia eder. Halbuki Allah katında o, günahkâr münafıklardan, kalp erbabı nezdinde ise ahmak câhillerdendir. Doğru dürüst hiç bir bilgisi yoktur, hiç bir huyunu düzeltmemiş, nevasının peşine takılmayı ve hezeyan ardına düşmeyi bırakıp, kalbini kontrol adına hiç bir şey yapmamıştır. Şayet kendisine fayda verecek işlerle meşgul olsaydı onun için daha faydalı olurdu.

4- Gizli Tehlikelerle Aldananlar:
Bir kısım sûfîler ise, onları bile geçmiÅŸtir. Evet güzel amel yapmış, helâl rızık için çalışmış, kalplerinin durumunu araÅŸtırmışlardır. Fakat onlardan kimisi hakîkatilerine, “ÅŸartlarına, alâmetlerine ve âfetlerine vâkıf olmadan zühd, tevekkül, rıza ve muhabbet makamlarında olduklarını iddia ederler.

Kimisi de Allah aÅŸkı ve sevgisine sahip olduÄŸunu, Allah aÅŸkıyla çılgına döndüğünü, O’na vurulduÄŸunu iddia eder: Belki de Allah hakkında bid’at ve küfür sayılabilecek hayaller görür. Daha marifetullahı elde etmeden muhabbetul-laha ulaÅŸtığını iddia eder ki bu, kesinlikle olmayacak ÅŸeydir.

Sonra Allah’ın hoÅŸlanmadığı ÅŸeyleri yapmaktan, nefsinin arzularını Allah’ın emirlerine tercih etmekten geri durmaz. Bazı iÅŸleri de insanlardan çekindiÄŸi için terk eder, ama yalnız başına olsa, Allah’tan haya edip de onu terk etmez. Bilmez ki bütün bunlar Allah sevgisine zıt ÅŸeylerdir.

Bazıları da kanâate ve tevekküle meyi eder. Tevekkülü tam olarak gerçekleÅŸtirmek için de azık almadan kırları, çölleri dolaşır fakat bunun ne sahabeden ne de bu ümmetin selefinden nakledilmemiÅŸ bir bid’at olduÄŸunu bilmez. Muhakkak ki onlar tevekkülü kendisinden daha iyi biliyorlardı ve tevekkülden, azık almayarak canını tehlikeye atmayı anlamıyorlardı. Bilâkis azık alıyorlar, fakat aşığa deÄŸil Allah’a tevekkül ediyorlardı. O ise azığı terkeder belki ama güvendiÄŸi baÅŸka bir vesileye tevekkül eder.
Kurtarıcı sıfat ve makamlardan hiç birisi yoktur ki bir takım insanların onda kendilerini aldattıkları bir taraf olmasın. Biz bunu İhya kitabındaki el-Münciyât bölümünde anlattık.

5- Bütün Amellerde Titizlik Göstermeyenler:
Diğer bir grup da, azık işinde nefislerine karşı o kadar sıkı bir yol tutmuşlardır ki, saf helâlden başka bir şey talep etmezler. Diğer taraftan bu tek haslet dışında kalp ve azalarının durumunu araştırıp düzeltmeyi ihmal etmişlerdir.

Kimisi helâli, yiyeceğinde, giyeceğinde ve kazancında o kadar tatbik eder ki, bu işin içinde kaybolur. Bilmez ki Allah, kullarından bütün taatlerde kemâle erişmelerini ister. Bu sebeple kim bir kısmına uyup, diğerlerini terk ederse aldanmış olur.

6- Tevazu ve Hizmet Yolunda Aldananlar:
Tasavvuf yolundakilerin başka bir kısmı ise; güzel ahlak, tevazu, cömertlik ve müsamaha sahibi olduklarını iddia ederler. Sûfîlere hizmete yönelmişlerdir. Bir grup toplayarak onların hizmetlerini üstlenmişlerdir. Bunu dünyalıklar ve mal toplamak için bir tuzak edinmişlerdir. Hedefleri sadece artırmak ve büyütmektir.

Tevazu ve hizmeti ön plana çıkarırlar fakat amaçları yükselmektir, insanların kendilerine tâbi olmasıdır. Amaçlarının hizmet olduğunu açıklarlar ama peşlerinden gidenler çoğalsın ve bu hizmetle isimleri duyulsun, şöhretleri yayılsın diye haram ve şüpheli şeyler toplayıp onlar için harcarlar. „

Bazıları da devlet idarecilerinin mallarından elde ederek onlara intakta bulunur. Bir kısmı da yine sultanların ve zâlimlerin mallarından sûfîlere hac yolunda harcamak için alır; amacının da iyilik ve infak olduÄŸunu savunur. Onları bütün bunlara sevk eden yegâne âmil riya ve itibar kazanma arzusudur. Allah’ın bütün emirlerini, rızasını ihmal ederek, haram toplayıp infak etmeleri de bunu gösteriyor. Hac yolu için haram mal harcayan; bir cami inÅŸa edip, sıvasını necis ÅŸeylerden yapan ama kasdının îmar olduÄŸunu sanan kimseye benzer.

7- Engellere Aldanıp Yol Alamayanlar:
Başka bir fırka ise, mücâhede, ahlâk terbiyesi, nefsi kusurlarından arındırma ile iştigal etmiş, bunda derinleşmişlerdir. Nefsin kusurlarını araştırma, hilelerini öğrenme yolunu tutmuş, bunu meslek haline getirmişlerdir. Her hallerinde âfetleriyle ilgili ince sözler bularak nefsin kusurlarından korunmakla uğraşırlar.

Derler ki: ‘… bu, nefiste bir ayıptır, eksikliktir; bunun eksiklik olmasından gafil olmak da bir eksikliktir.’ Bu konuda zincirleme sözlerle af dilerler. Vakitlerini bunda heba ederler. Çünkü hep nefisleriyle içli dışlı olmuÅŸ, Yaratıcflarıyla münasebeti kurmamışlardır.

Bunlar, haccın vakit ve engelleri ile meşgul olup, hac yoluna çıkmayanlara benzerler, bu ise onu hac mükellefiyetinden kurtarmaz. Onun için aldanmışlardır.

8- İlahi Lütuflara Aldananlar:
Bu grup, o mertebeyi geçerek bu yolda sü-lûke başlamış ve kendileri için marifet kapıları da açılmıştır. Marifetin başlangıç noktalarından bir koku alınca, şaşkınlığa düşer, bununla sevinir, garipliklerine hayran olurlar. Böylece kalpleri onlara yönelip, onları düşünür, bağlanır kalır. Nasıl olup da kendilerine bunların kapısının açıldığı halde, başkalarına neden kapalı kaldığını düşünürler.

Oysa bu bir aldanmadır. Çünkü Allah’ın yolunun acâipliklerinin nihayeti yoktur; kim bir acaiplikle karşılaşıp orada kalırsa, adımları kısalır ve maksada ulaÅŸmaktan mahrum olur. Bu kiÅŸi tıpkı bir sultanın yanına gitmek için yola çıkıp, saray meydanının kapısından daha önce buradakini ve benzerini görmediÄŸi çiçek ve ışıkların olduÄŸu bir bahçe görerek ona bakmaktan sultanla görüşme zamanını geçiren ve ziyan etmiÅŸ bir ÅŸekilde geri dönen kimseye benzer.

9- Vusul Buldum Diye Aldananlar:
Başka bir grup, onları da geçerek; ne tasavvuf yolunda kendilerine gelen nurlara, ne kendilerine müyesser olan bol lütuflara iltifat eder ne de o yollardan giderler. Bilâkis ciddi bir biçimde seyr u sülük yolunu tutarlar. Vusule yaklaşınca vâsıl olduklarını zannederler; orada kalır ve bunu geçmezler, bu yüzden hata etmiş olurlar.

Çünkü Allah Teâlâ’nın, nur ve zulmetten olmak üzere yetmiÅŸ perdesi vardır; sâlik bunlardan birine ulaşınca vâsıl olduÄŸunu zanneder.

Hz. İbrahim (a.s.)’den bahseden ÅŸu âyette buna iÅŸaret edilmiÅŸtir:
“Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız gördü ve dedi ki: “Bu benim rabbimdir.” Fakat (yıldız) batınca: “Ben gelip geçici olanları sevmem” dedi.”36

Bu makamda perde çoktur. Kul ile Rabbi arasındaki ilk perde, kulun ‘nefs’idir. Bu, büyük bir ilâhî hakîkattir ve Allah’ın nurlarından bir nurdur. Burada kasdettiÄŸim, bütün Hakkın gerçekliÄŸinin olduÄŸu gibi kendisinde belirdiÄŸi kalbin özüdür. Hatta o bütün alemi içine almak ve her ÅŸeyin suretini kuÅŸatmak arzusuyla yanıp tutuÅŸur; nuru muhteÅŸem bir bir ÅŸekilde parıldar. Çünkü onda bütün varlıklar, oldukları gibi kendilerini gösterirler. O, iÅŸin baÅŸlangıcında kendisi için örtü olan bir kandille kuÅŸatılmış durumdadır.

Allah’ın nurunun, üzerine doÄŸarak aydınlatmasından sonra nuru yansıyıp, kalbin güzelliÄŸi inkiÅŸaf edince, kalbin sahibi kalbe yönelebilir. Onun üstün güzelliÄŸini kendisini hayrete düşürecek ÅŸekilde görünce de, belki bunu, “Ben Hakkım (Ene’l-hakk)!” diyerek açığa vurur. Ve eÄŸer bunun ötesinde olanlar kendisi için açıklık kazanmaz, onlardan habersiz olur ve burada çakılılıp kalırsa helak olur.

Aynı anlamda; hrıstiyanlar Hz. İsâ (a.s.)’a bakıp, onun üzerinde Allah’ın nurunun parladı-ğını görmüşler, bu yüzden yanılgıya düşmüşlerdir. Bunlar tıpkı bir ayna veya suda bir yıldız görüp, yıldızın aynada yahut suyun içinde olduÄŸunu sanarak almak için elini uzatan birine benzerler. Böyle bir kiÅŸinin aldandığı açıktır.

Allah’a giden yolda aldanmanın çeÅŸitleri ciltlerce kitapta sayılıp ortaya dökülemeyecek ve ‘mükâşefe ilimleri’nin tamamı açıklanmadıkça bir sonuca baÄŸlanamayacak bir enginliÄŸe sahiptir. Bu ise anlatılmasına izin olmayan konulardandır. Belki, sadece bu yolda gidenlerin aldan ip içerisine düşmemesi için açıklanması caiz olabilir.

BaÅŸarıya ulaÅŸtıran sadece Allah’tır. O bana yeter ve ne güzel vekildir. Azamet sahibi yüce Allah’tan baÅŸkasında hiç bir güç ve kudret yoktur. Allah’ın selâmı, rahmet ve bereketi, Efendimiz Hz. Muhemmed’e, bütün âline ve ashabına olsun!

36 En’âm 6/76.

Aldananlar – İmam-ı Gazali

  • %yazi_baslik% (81)
  • No related posts.

    Related posts brought to you by Yet Another Related Posts Plugin.

    Bu yazıyı yazdır! Bu yazıyı yazdır!


    468 ad

    Bir Yorum var: “Aldanan Sufiler”

    1. HAKAN ÖZKAN says:

      imam-ı gazli (rah) ne güzel açıklamış.
      aslında doğru bildiğimiz yolda bir çok yanlışlar içine giriyoruz.

    Lütfen Bu Yazıyı Yorumlayın!