955Mübarek Secereleri
1 -Seyyid Muhammed Raşid el-Hüseyni
2 -Seyyid Abdülhakim el-Hüseyni
3 -Seyyid Muhammed
4 – Seyyid Ma’ruf
5 -Seyyid Tahir
6 -Åžeyh Seyyid Kal
7 -Seyyid Hace Ebu Tâhir
8 -Seyyid Said Ebu el-Hayr
9 -Seyyid Ali
10-Seyyid Halil
11-Seyyid Hasan
12-Seyyid Mahmud
13-Seyyid Ali
14-Seyyid Taceddin
15-Seyyid Kasım
16-Seyyid İdris
17-Seyyid Cafer
18-Seyyid Kasım
19-Seyyid Kemaleddin
20-Seyyid Ebu Firas
21-Seyyid Fellâh
22-Seyyid Muhammed
23-Seyyid Taceddin
24-Seyyid Ebu Firas
25-Seyyid Maceddin
26-Seyyid Muhammed el-MaÄŸfur Ebu Firas
27-Seyyid Åžerafeddin
28-Seyyid imam Ali
29-Seyyid İmam Hüseyni (r.a.)

Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetiÅŸmiÅŸ çok büyük bir alimdi. Hüsn-ü hat sanatında çok mahirdi. Hazret’e intisab etmiÅŸ, NakÅŸibendi halifesi olarak icazet ve hilafet almıştı. Fakat kendisi ÅŸeyhine “Sizin saÄŸlığınızda kendi halifeliÄŸimi açıklıyamam, sizden sonraya kalırsam, açıklanmasını birisine vasiyyet edersiniz. Aksi takdirde sizin yaÅŸadığınız devirde ben mürÅŸidim ben ÅŸeyhim diyemem, lütfen beni gizleyiniz” diye rica etmiÅŸti. Åžeyhinden önce vefat ettiÄŸi içinde halifeliÄŸi açıktan ilan edilmeyip gizli kalmıştır.

Babası olan Gavs hazretlerini Seyyid Muhammed’in vefatı üzerine Seyyid Maruf (k.s.) (Seyda hazretlerinin dedesinin babası) büyütmüştür. Gavs hazretleri Siyanüs seyyidlerinden olan Fatıma Validemizle evlenmiÅŸler, bu izdivaçtan Seyyid Muhammed (k.s.), Seyyid Muhammed RaÅŸid (k.s.) ve Seyyid Zeynel Abidin isimlerinde üç oÄŸlu ile Halime ve Hatice isminde iki kızı olmuÅŸtur. Zeynel Abidin küçük yaÅŸta vefat etmiÅŸtir. İlk zevcesinin teÅŸvikiyle evlendiÄŸi Taruni köyünden Seyyide olan ikinci hanımı Sıdıka Va-lidemizdende Seyda hazretlerinin diÄŸer kardeÅŸleri, Seyyid Abdülbaki (k.s.), Seyyid Ahmed, Seyyid Abdülhalim, Seyyid Muhyiddin ve Seyyid Enver ile Aynulhayat, Refiate, Raikate, Nacıye adlı kızkardeÅŸleri olmuÅŸtur.

Seyda hazretleri 2 yaÅŸlarında iken Seyyid Maruf vefat edince Gavs hazretleri evini Siyanüs köyünden Taruni köyüne taşıdı. Burada 13 sene kaldılar. Daha sonra mürÅŸidi Ahmedi Haznevi’nin (k.s.) izniyle Bilvanis köyüne hicret ettiler. Åžah-ı Hazne Seyda Hazretlerini 9 yaşındayken görür. Yüzü aydınlanır. İleride çok sofileri olacağını belirtir ve Allah’a şükrederek “Biz onun cemaatında bulunamazsak da, o çok kalabalık cemaatın çobanını görmek te büyük bir nimettir” derler. Seyda hazretleri (k.s.) bu köyde yine Seyyide olan Sekine Validemizle evlenmiÅŸlerdir. Bu evlilikten Seyyid Fevzeddin, Seyyid Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid Abdurrakib isimli oÄŸulları ile HaÅŸine, Muhsine, Hasibe, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye isimli kızları dünyaya gelmiÅŸtir. Gavs hazretleri Bilvanis köyünde 6 sene kaldıktan sonra Seyda hazretleriyle birlikte Bitlis’in Kasrik köyüne taşındılar. Burada 11 sene kaldıktan sonra Siirt’in Kozluk kazasının Gadir köyüne hicret ettiler. 9 sene (Burada iken vatan görevini önce acemi birliÄŸi olan Manisa’da, sonra Diyarbakır’da tamamladı) kaldıkları Gadir’den hayatının sonuna kadar ikamet edecekleri Adıyaman ilinin Kâhta kazasının Menzil köyüne yerleÅŸtiler. Babası Gavs hazretleri 1 Haziran 1972 yılında vefat edince baÅŸhyan irÅŸad görevi 21 sene 4 ay 19 gün devam etmiÅŸti. Seyda Hazretleri babasının vefatında buyurdular: “Allah (cc) Resulüne “Biz seni alemlere rahmet olarak göndermekten baÅŸka birÅŸey için göndermedik. Allah Rasûlünün ölümü dünyanın üzerine musibet halinde çöktü. Benim babam da Allah Rasûlünün varislerindendir. Ben onun Allah yolunda insanları irÅŸad ve ilimle uÄŸraÅŸtığına ÅŸahidim. Biz onu Allah yolunda olduÄŸu için seviyorduk. Babam vefat etti. Nakl-i mekan etti. Allah Hayy’dır ve mekândan münezzehtir. Öyleyse aÅŸka, Allah’a… herÅŸey fanidir.”

1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irÅŸad görevine baÅŸlayan Seyda hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurdışmdan aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18.7.1983 tarihinde Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yolaçmıştır. Önce Adıyaman’a, sonra Adana’ya oradanda Gökçeada’ya götürülen Seyda hazretleri çektiÄŸi sıkıntı ve adanın havasının, sıhhatini etkilemesi sonucu 30.1.1985 tarihinde Ankara’ya nakledilmiÅŸtir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra Merkezi idarenin müsadesiyle tekrar Menzil’e dönmüştür. Tekrar tebliÄŸ ve irÅŸad hizmetine devam ederken 1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaÅŸması sırasında içersine zehirli böcek ilacı çekilmiÅŸ şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiÅŸ, acıl müdahaleyle hastaneye yatırılan Seyda hazretleri (k.s.) hayatı tehlikeyi atlatmış, fakat elinin üstündeki ve içindeki yaralar sebebiyle uzun süre ızdırap çekmiÅŸtir.

Şeker, damar sertliği, tansiyon ve romatizma hastalıkları nedeniyle uzun yıllar tedavi gören Seyda hazretlerinin ölümünden bir yıl önce ayağı kırılmış çektiği ızdıraplarına bir yenisi eklenmiş, fakat irşad faaliyetleri kesintisiz devam etmiştir.

Romatizma sebebiyle her yaz gittiÄŸi Afyondaki kaplıcalardan Ankara’ya dönüşünden bir kaç gün sonra 22.10,1993 Cuma günü cuma namazından önce 63 yaşında Rahmet-i Rahmana kavuÅŸmuÅŸtur.

Vefat haberini alan onbinlerce baÄŸlısının katılımıyla ertesi gün Menzil’de babasının yanı başında topraÄŸa verilmiÅŸtir.

Ahlakı, şahsiyeti, tevazu, amel ve takvası,şefkat ver merhameti,
Seyda Hazretleri ilk tahsiline babasının yanında baÅŸlayarak 7 yaşında Kur’an-ı Kerim’i hatmetmiÅŸtir. Sonra Baykan Müftüsü Molla Muhyiddinden ilim tahsili görmüştü. Daha sonra MuÅŸ ilinin Demirci köyünde Hazretin torunu Åžeyh Nasr’dan daha sonra Molla Ramazan’dan ders almıştı. Dayısının oÄŸlu olan ve sonradan halifesi olacak olan Seyyid Molla Abdulbaki’nin derslerine ise 5 yıl Dilbey köyünde devam etmiÅŸti. Bu kiymetli alimlerden sarf, nahiv, mantık, belagat gibi alet ilimlerinin yanında tefsir, hadis ve fıkıh dersleri aldı. Babası Gavs Hazretleri bu yıllarda “inÅŸaallah Imam-ı Rabbani Hazretlerini geçersin” diye dua etmiÅŸti. Daha sonraki yıllarda ilimle birlikte babası ve mürÅŸidi olan Gavs Hazretlerinden tasavvuf eÄŸitimim alarak 1968 yılında NakÅŸibendi Halifesi olmuÅŸtur. Halifelik emri gelince Gavs Hz.leri Seyda Hz.lerini Ahmed Haznevi Hz.lerinin oÄŸlu Åžeyh Alaaddin’in yanına götürdü. O da Seyda Hz.lerini çok büyük veli, Allah dostu ve erkek olduÄŸunu, halifeliÄŸin Ravza-i Mutah-harâda Hz. Rasulüllah’ın manevi huzurunda verilmesinin daha uygun olacağını söyledi. Gavs Hz.leri de onun emrini yerine getirdi. 1972 yılında babasının vefatıyla irÅŸad görevini kesintisiz 21 yıl devam ettirmiÅŸtir.

AHLAKI

Seyda Hazretlerinin (k.s.) en belirgin vasfı sabır, tevazuu ve hilmdi. Kendisi hiçbir zaman hiç kimseye karşı kırıcı bir harekette bulunmamış, kin duymamıştır. Binlerce kişi etrafında pervane olurken kendisinde kibir ve kabalıktan eser görülmezdi. Şeriata aykırı olmadığı takdirde kimseye şunu yap veya yapma demezdi. Günahkar veya itaatsiz demeksizin herkese karşı güleryüzlü ve güzel ahlaklıydı.

ÅžAHSIYETI

Seyda hazretleri hakiki iman ve takvaya sahip olup, iki cihanın saadet ve kerametine ulaÅŸmış, mukerrabun makamında Allah’u Teala’ya en yakın bir hidayet önderidir. Amelleri temiz, makamı ali, tevhidi temsil ve tarif eden halkın en hayırlılarındandır. Rab’binden razı ve onu sever Rabbi de ondan razı ve kendisini sever. Yüce Yaradan’a o nurla ruhunu teslim etti ve inÅŸallah o nurla mahÅŸere gelecek. O canını Allah’u Tealaya feda etti ve onun zikrinde fani oldu.

Seyda hazretleri kıyamete kadar bu dini ihya ve ikame eden Hz. Resulullah’ın varis ve halifelerindendir. Muhammedi nuru yaydı, sünneti ihya ve kulları Islah etti. O, Resulullah’ın âli ve en yakınlarından olup bu hale iman ve takva bağıyla ulaÅŸmış olup nesebçede ehli beytindendir. Allah (c.c.)’ın seçtiÄŸi kalbleri aydınlatan, insanlığa yol gösteren, yeryüzünde emin Rabbani alimlerdendir. Nazarı ÅŸifa, sözleri deva, meclisleri safi safadir. Kalbi takva madeni ve ilahi aÅŸk menbaıdır. O zikrin anahtarı olup, kendisini gören, iman ve sevgiyle seyreden Allahu Teala’yı hatırlar. Kalbi dünyadan kopar, ahirete yönelirdi. Hazretin özündeki ilahi nur, gözlerinden dışarı yansır, yüzünde secde ve huÅŸu eseri görülürdü. O her iÅŸini Allah için yapar, Allah için sever, Allah için kızardı. Nefsi ve dünya adına bir hesabı, ilahî rızanın dışında gizli bir hedefi yoktu.

O Allahu Teala’yı kullarına, kulları da Allahu Teala’ya sevdirdi ve âleme ilahi sevgiyi sergiledi. Bütün âlem için rahmetti. Dayanılmaz bela ve musibetlere karşı bir emniyetti. Yaptığı ve yaptırdığı zikir, naz ve niyazlar hürmetine hem kalpler hem kainat fesattan kurtuldu, Allah Allah dedikçe Allah Teala âleme rahmet nazarıyla bakıp günahkarlara mühlet tanıdı. O Allahu Teala’nın melekleri arasında övdüğü ve kendisiyle övündüğü, Peygamberlerin kıyamet günü iftihar ettiÄŸi kimselerdendir. Hazreti, Allahu Teala sevdiÄŸi gibi bütün âlem ve eÅŸya da tanıdı ve sevdi. Ancak kafir ve münafıklar hariç. Onlar da ahirette piÅŸmanlık ve periÅŸanlıklarından dolayı ellerini ısırır, ah-u vah ederler.

Seyda hazretlerine ilm-i ledün’den büyük nasib verilmiÅŸtir. Hanegahları manevi cennet mesabesinde idi. O, ÅŸeriat ve tarikat’ın camiidir (ikisini bir arada bulundurmuÅŸtur).

Hasılı kelam, Allahu Teala’nın Evliyasının en ileri gelenlerinden ve faziletlilerindendir.

Onun güzel ahlakını gören herkes yaptıklarından pişman olur, hemen tevbe etmek isterdi. Yanına gelenlerde çok hızlı ahlakî değişim görülürdü. Ziyarete gelenlere öyle davranırdı ki sanki insanlar onun yanına değilde başka bir sebeble toplanmışlar. Hizmet etmeyi ve hizmet edeni çok severdi. Bizzat çorbanın ateşini yakar, sofilere çorba taşır, misafirleri yemek yemeden ve ağırlamadan geri yollamaz, sofiler yemek yemeden kendisi yemezdi. Misafirperverliği o derecedeydiki hanelerinde hizmet eden erkek olmadığı taktirde kendisi bizzat ikram da bulunurdu. Ayrıca çalışkanları çok sever, herişte bizzat çalışanlara yardımda bulunurdu.

Önceki Nakşibendi büyüklerinin büyük-küçük demeden evlatlarına hürmet ve edebde kusur etmezdi.

Seyda hazretleri herkese anlayışına ve aklına göre hitabederdi. Yoksul kişilerle konuşur, hal ve hatırlarını sorar, ihtiyaçları varsa hallederdi.

Kendilerine karşı yapılan bir haksızlıkta fitne çıkmasın diye hakkından vazgeçer, olaya sabrederdi. Dünya malına önem vermez, muhtaç olanlara gücünün yettiği kadar yardımda bulunur, dul ve yetimlere bizzat yardım ederdi.

Talebeyken yabancı köylerde açlıktan rengi değişir ben açım demez, sabrederdi. Zulme uğradığında şikayette bulunmazdı.

Onun döneminde Menzil Dergahı adeta bir sehâvet, uhuvvet ve ihlâs merkezi durumundaydı. Ondan etkilenen bağlıları birbirlerine kızmaz, en ufak kusurda özür ve helallik dilerlerdi. İnsanlar huzur ve kardeşlik içinde İslamı öğrenmeye ve yaşamaya başlamışlardı.

TEVAZUU

Çocuk yaÅŸlardayken arkadaÅŸlarıyla oynamayor, büyükler gibi davranıyor. Annesi “ArkadaÅŸlarınla niye oynamıyorsun” diye sorunca “Benim boÅŸ ve faydasız iÅŸlerden keyfim gelmiyor” diyor. Halife oluncaya kadar kimse onun Gavsın oÄŸlu olduÄŸunu bilmiyordu. Dergahın hizmetçisi sanıyorlardı. Askere gidinceye kadar siyah yün bir sarık sarıyordu. Seyda Hz.leri Gavs Hz.lerinin saglığında tevbe verirken, teveccühe giderken hayasından ve edebinden cübbesini koltuÄŸunun altına sokup öyle gidip geliyordu. Gadirde iken devamlı deÄŸirmende çalışırdı.

AMEL VE TAKVASI

Seyyid Muhammed RaÅŸid (k.s.) hazretleri, ilim tahsil eden ve ilim öğretenleri çok severdi. İlim tahsili hususunda kiÅŸinin kendi cemaatından olup olmamasına bakmazdı. Bir defasında talebelerinden birine şöyle söyledi: “Ey Allah’ın kulu! Bir talebe yetiÅŸtirmek bin kiÅŸiyi sofi yapmaktan efdaldir. Hele o talebe varisu’l enbiya olursa… Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük alimlerden öğreniniz. Herkesten fetva sormayın. Çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır. İlimle meÅŸgul olan kimse dünyada en güzel iÅŸ ile meÅŸgul oluyor. İlim olmadığı zaman cehalet olur. Cahilin abidi de sofisi de hüsrandadır. Siz Osmanlı’ya bakınız. Ne idi ne oldu. Sultan Abdülhamid arif-i billah idi. BaÅŸa geçer geçmez memlekette talebe yetiÅŸtirme seferberliÄŸi baÅŸlattı.

Camiye ve cemaata çok bağlıydı. Hasta olduğu zamanlarda dahi cami ve cemaatı terk etmez bazan inler gene camiye gelirdi.

Seyda hazretleri farz ve vacib ibadetlerinin dışında nafile ibadetlere, bilhassa geceleyin yapılan amellere çok önem verir, sofilere gece namazına kalkmayı tavsiye ederdi.

Vitr namazını gece teheccüd namazıyla birlikte kılardı. Kuşluk namazını normalde dört, Ramazan ayında sekiz rekat kılardı.

Gecenin çok az kısmını uyku ile diğer zamanını güneş doğuncaya kadar ibadetle ihya ederdi.

Ramazan ayında amelini arttırır, gece ve gündüz olmak üzere günde 2 defa tesbih namazı kılardı. İlk onbeÅŸgün teheccüd namazını ehli beyti ile, son onbeÅŸ günü camide cemaatla kılar, Ramazanın son on günü gecesinde uyumayarak, Kadir Gecesine vasıl olmaya çalışırdı. DiÄŸer zamanlar günde bir cüz Kur’an-ı Kerim okurken, bunu Ramazan ayında iki günde bir hatim indirmeye kadar fazlalaÅŸtırırdı.

Ramazan ayı orucu dışında Şevval ayı orucunu, Arefe günü orucunu ve Muharrem orucunu hiç terketmezdi.

Hangi şartlarda olursa olsun Hatme-i Hacegan-ı yapmaya çalışır ve yakınlarına da (bağlılarına da) tavsiye ederdi.

Daha önceki Sadatların evladına çok hürmet ederdi. Åžahı Haznenin torunlarından 5-6 yaşında bir çocuk geldi. Seyda Hz.leri onun elini öptü. Bu çocuk Seyda Hz.’lerinin yanına geldiÄŸinde Seyda Hz.leri ayaÄŸa kalkardı. Yine Afyon’a Åžah-ı Haznenin evlatları gelmiÅŸti, alt katta divanda kalırlarken Seyda Hazretleri üst katta sabaha kadar yatmamışlardı.

Seyda Hazretleri meczublarla şakalaşır, onların hatırlarını sorardı.

ÅžEFKAT VE MERHAMETI

Gelen herkesle ilgilenir, güleryüz gösterirlerdi. Yoksullarla konuÅŸur, hal ve hatırlarını sorardı. Kendine karşı yapılan haksızlıklara ses çıkarmaz, kendi hakkından vazgeçerdi. Hatta kendisine suikast yapan kiÅŸiyi bile affetmiÅŸti. Afyon’da kalırken çok üzüldügünü söylemiÅŸ ve sebebini şöyle açıklamıştı: “Gelen misafirlere ikramda bulunamadığımız için çok üzülüyorum. Uzaktan aç gelip, aç gidiyorlar inÅŸallah önümüzdeki sene gelen misafirlere yemek verebileceÄŸiz. Yine Gavs Hazretlerinin tarikattan attığı bir hacı için “Ben bizzat bu adama babamdan habersiz gittim. Haline acıdım. Ayağına giderek hatırını sordum. Üzülerek söylüyorum ki hiç piÅŸmanlık duymuyor ve özür dilemiyordu. EÄŸer piÅŸman olsaydı, babama gelip affedilmesi için ricada bulunacaktım, hatasını tamir etmesine vesile olacaktım” diye buyurmuÅŸtu. Gavs Hazretleri “Muhammed RaÅŸidimiz bir kimseye kızdımı gidip yatıyor, kimsenin kalbini kırmak istemiyor” buyurmuÅŸlardı. Veda sohbetinden sonra dinleyenlere “sizi ayakta tuttum, yoruldunuz, hakkınızı helal ediniz” diye buyurmuÅŸlardı.

HAC ZİYARETİ

İlk hacca halife olunca 1968 yılında gitmişti. İkinci defa hacca 1975 yılında gitmiştir. Yolda hatmeyi hiç bırakmadılar, arabaları toplayıp ortasında hatme yaptırıyordu. Oradada irşada devam etmiştir. Mekke ve Medine halkına hürmet edilmesini isterdi. İbadete çok devam ederdi.

İRŞAD

Daha önceki büyük mürÅŸidler gibi Seyyid Muhammed RaÅŸid (k.s.) de Ümmet-i Muhammedin Allah Teala’ya teveccüh yeri, ümit kapısı ve tevbe vesilesi idi. O ulu zat hayatını yaklaşık son yirmiiki senesindeki irÅŸadı boyunca hergün yüzlerce hafta sonlarında ve özel günlerde binlerce kiÅŸiye Allah adına tevbe veriyor, doÄŸru yoldan ayrılmayacaklarına dair söz alıyordu. IrÅŸadının ilk yıllarında tek tek tevbe verirken ileriki yıllarda kalabalık arttığından iki elini uzatarak sığabildigi kadar insanlara gruplar halinde tevbeyle bey’at veriyordu. KiÅŸiler grup grup, önüne diz çökerek, onun söylediÄŸi tevbe sözlerini tekrarlıyor, sonra da bu sözlü tevbeyi sünnet-i seniyede tarif edildiÄŸi gibi, abdest ve gusl abdesti alarak kılacağı iki rekat tevbe namazı ile saÄŸlamlaÅŸtırıyordu. Daha sonra bu ÅŸahıslar usulünce Allah’ (c.c.) zikrederek ve diÄŸer nafile amelleri ögrenerek sünnet-i ÅŸerife uygun, ihlas ve tevazu içinde dinini yaÅŸamaya gayret gösteriyordu.

İkamet ettiÄŸi Adıyaman’ın Kâhta kazasının Menzil köyü yerleÅŸim yerlerinden uzakta olmasına raÄŸmen insanların, Allah’ın yardımı ve fethi, Rasulullah (a.s.)’ın bereket ve feyzi ile akın akın gelmesiyle devamlı kalabalık bir ÅŸehir görünümünde, ÅŸen ve hareketli idi. Sadece Türkiye’den deÄŸil diÄŸer İslam ülkelerinden hatta Avrupa’dan gelerek tevbe yapıp intisab edenler oluyordu.

Hazret, Allah Teala’nın kıyamete kadar açık tuttuÄŸu tevbe kapısından kim gelirse, kılık-kıyafetine, saçına-başına deÄŸil zahiren de olsa tevbe niyetine bakıyor, tevbe için diz çökme anlayış ve tevâzusunu gösteren herkese el uzatarak, tövbe veriyordu. İsteyene zikrullah (gizli zikir) usulünce tarif ediliyordu.

Görünürde herhangi bir kimseyi oraya çekecek cazibe olmadığı halde insanların ona teveccühünü ve gruplar halinde tevbe edişini, daha güzel yaşamak için dine yönelişini görenlerin akılları hayrette kalıyordu. Zira Hazret bu davetini ve irşadını sözlü olarak değil, mânevi nazar, Rabbani hal ve bizce farkedilmeyen ilahî bir cezbeyle yapıyordu. Onun yaşadığı hayat ve hal Allah adına bütün meramını anlatmaya kafi geliyordu.

Ümmeti icabet ve ümmeti davete rahmet olarak gönderilen Rasulullah (s.a.v.)’in tam varisi olmasının alameti mü’min-kafir herkese, her kesime tevbe ve intisab kapısını açık tutmasıydı.

O’nun derdi Allah (c.c.)’tı. Davası kulluktu. Cihadı ıslahtı. İstediÄŸi; ihlas, sevgi ve gayretti. Allah rızası için ve samimi niyetle yanına giden herkes, Allah yolunda ondan bir nasib almış ve muhakkak bereketlenmiÅŸtir. O’nu ÅŸahid tutarak Allah’a tevbe edenlerin ekseriyeti, tevbesinde sadık kalmaya ve İslamı Allah ve Resulünün istediÄŸi gibi yaÅŸamaya çalışmıştır.

Bu zamana kadar kendisinden rahatsız olanlar Allah düşmanları olmuştur. Hakkında mahkemelere duyurulan bütün suç ve suçlamalar şunlardı:

“Bu zat, etrafında kalabalıkları topluyor!”

“İnsanlar akın akın gelip, ziyaret ediyor, elini öpüyorlar!”

“Herkese tevbe ettirip, zikir öğretiyor!”

“Milleti içki ve uyuÅŸturucu gibi ÅŸeylerden tövbe ettirip, tekel satışlarının düşmesine ve devletin zarar görmesine sebep oluyor!” v.s.

O ise, bütün teveccüh ve nazarını bu tür itham sahibi ÅŸaÅŸkınlara deÄŸil, Allah Teala’nın açtığı tövbe kapısına koÅŸan aşıklara dönderdi ve Nur Ceddi’nin (s.a.v.) garib kalmış ümmetine, O’na vekaleten, bereketli ellerini uzatıp tevbeye davetine devam etti. Talebelerine:

“Allah’a gelin, Allah’a dönün, O’na gideceÄŸiz, O’na gidiyorum” diyerek bir sonbahar günü Rabbi Kerim’inin:

“Ey mutmain olmuÅŸ nefis (sahibi kulum): Sen Rabbinden razı, Rabbin de senden razı olarak O’na dön. (Gel, salih) kullarımın arasına katıl. Gir cennetime!” davetine uyarak aramızdan ayrıldı. Allah bizleri ÅŸefaatından mahrum etmesin.

Gül Nesil 63 Yıl – Dr. A.Selahaddin KINACI

  • %yazi_baslik% (992)
  • Bu yazı ile benzer diÄŸer yazılar:

    1. Seyda (k.s.a.) Hazretlerinin Emaneti Medine’de Molla Muhammed Emin hazretleri isminde âlim ve kâmil bir...
    2. Seyda Hazretleri (k.s.) ve Subay 1974-75 yılında şikayet üzerine gelen subayla şu konuşma olmuştu. Subay...
    3. Gavs hazretleri (k.s.)’nin Seyda Hz.leri(k.s.)’ni övmesi Gavs Hazretleri kendi eliyle yetiÅŸtirdigi, hem zahiri (ÅŸer’i), hem de...
    4. Åžeyh Muhammed Arapkendi (k.s.)’nin Seyda (k.s.) Hz.leri ile ilgili Sözleri Bir gün Åžeyh Muhammed Arapkendi (k.s.) yörenin tanınmış ulemasından Molla...
    5. Molla Sadreddin Yüksel’in Seyda (k.s.a.) Hakkında Sözleri Seyda Hz.leri (k.s.) İstanbul’daki Hocalardan bahsederken Molla Sadreddin Yüksel’den bahsetti....

    Related posts brought to you by Yet Another Related Posts Plugin.

    Bu yazıyı yazdır! Bu yazıyı yazdır!


    468 ad

    Bir Yorum var: “Seyda Hazretlerinin hayatı”

    1. HAKAN ÖZKAN says:

      ALLAH(CC) ONLARDAN AYIRMASIN

    Lütfen Bu Yazıyı Yorumlayın!