1620Hz. Peygamber’in (s.a.v) güzel ahlâkını ve insanlarla olan iliÅŸkilerini, onun en yakınlarından ve kendisini bir gölge gibi takip eden ashabından dinleyelim. Zira Resûlullah’ı (s.a.v) en iyi tanıyan ve bilen, hiç şüphesiz hanımları, hizmetçileri ve yakın arkadaÅŸlarıdır.

Hz. ÂiÅŸe validemiz, Peygamberimiz’in ahlâkını şöyle anlatıyor:
Hz. Peygamber’in (s.a.v) ahlâkı Kur’an idi.81 Bir kere olsun, nefsi adına uÄŸradığı haksızlıktan dolayı intikam almaya kalkıştığını görmedim. Ancak yüce Allah’ın yasakladığı haramlardan biri iÅŸlendiÄŸinde en fazla o kızardı. İki ÅŸey arasında muhayyer bırakıldığı takdirde, günah olmadıkça, daima kolay olan iÅŸi tercih ederdi.84

Hz. Peygamber (s.a.v) yavaş yavaş konuşur, her sözün arasını ayırt ederdi, hatta dinleyen onu ezberleyebilirdi. Çok çok iyi anlaşılması gereken sözleri üçer defa tekrarlardı. Böylece dinleyenler arasında konuyu anlamayan kalmazdı.85 Resûl-i Ekrem (s.a.v) konuşurken muhatabının akıl ve anlayış seviyesini gözetirdi.

Hz. Âişe diyor ki: Resûlullah (s.a.v) sözü, sizin birbirinize zincirlediğiniz gibi oyalayarak uzatmazdı. O, sözü, ayıra ayıra söylerdi, dinleyenlerin gönüllerine sindirirdi.86,

Hz. Ali (r.a) ise Hz. Peygamber’in güzel ahlâkını şöyle sıralıyor:
Hz. Peygamber (s.a.v) her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve engin gönüllü idi. Asla asık suratlı, katı kalpli, kavgacı, şarlatan, kusur bulucu, dalkavuk ve kıskanç değildi. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir, kendisinden beklentisi olan kimseleri hayal kırıklığına uğratmaz ve onları isteklerinden bütünüyle mahrum etmezdi.

Üç şeyden titizlikle uzak dururlardı: Ağız kavgası, boşboğazlık ve faydasız şeyler.

Şu üç husustan da titizlikle sakınırlardı: Hiç kimseyi kötülemezler, kınamazlar ve hiç kimsenin ayıbı ve gizli yanlarını öğrenmeye çalışmazlardı.

Sadece faydalı olacaklarını ümit ettikleri konularda konuşurlardı. Hz. Peygamber (s.a.v) konuşurken meclisinde bulunan dinleyiciler, başlarının üzerine kuş konmuşçasına hiç kımıldamadan kulak kesilirlerdi. Kendileri susunca da konuşma ihtiyacı duyanlar söz alırlardı.

Ashab Hz. Peygamber’in huzurunda konuÅŸurlarken asla ağız dalaşında bulunmazlardı. İçlerinden biri Resûlullah’ın huzurunda konuÅŸurken o sözünü bitirinceye kadar hepsi de can kulağıyla konuÅŸulanı dinlerlerdi. Peygamber Efendimiz’in katında onların hepsinin sözü, ilk önce konuÅŸanın sözü gibi ilgi görürdü. Sahâbelerinin güldüklerine kendileri de güler, onların hayret ettikleri ÅŸeylere kendileri de hayretlerini ifade ederlerdi. Huzurlarına gelen gariplerin kaba saba konuÅŸmaları ile yerli yersiz sorularının yol açtığı tatsızlıklara sabrederlerdi. Sahâbeler ise onların gelip soru sormalarını çok isterlerdi.

Peygamber Efendimiz, “ihtiyacının giderilmesini isteyen biriyle karşılaÅŸtığınız zaman ona yardımcı olunuz” buyururlardı. Peygamberimiz ancak yapılan iyiliÄŸe denk düşen ve fazla dalkavukluÄŸa kaçmayan övgüleri kabul eder, haddi aÅŸmadığı sürece hiç kimsenin sözünü kesmezdi. Åžayet huzurlarında haddi aÅŸacak ÅŸekilde konuÅŸulursa o zaman ya konuÅŸanı susturmak ya da meclisten kalkıp gitmekle ona engel olurlardı.87

Hz. Hatice’nin ilk kocasından olan oÄŸlu Hind b. Ebû Hâle Hz. Hasan’ın isteÄŸi üzerine Peygamberimiz’in üstün vasıflarını şöylece dile getirmektedir:
Resûlullah daima düşünceliydi. Onun susması konuşmasından uzun sürerdi. Lüzumsuz yere hiç konuşmazdı.

KonuÅŸmaya baÅŸlarken de sözü bitirirken de Allah’ın adını anardı. Sözleri hak ve doÄŸru olup, birçok mânayı veciz bir sekilde az sözle ifade ederdi. KonuÅŸurken ne fazla ne de eksik söz kullanırdı. Hiç kimsenin gönlünü kırmaz, kimseyi hor görmezdi. En ufak bir nimete bile saygı gösterir, hiçbir nimeti basit görmezdi. Bir nimeti ne hoÅŸuna gittiÄŸi için över ne de hoÅŸlanmadığı için yererdi. Dünya iÅŸleri için kızmazdı. Fakat bir hak çiÄŸnendiÄŸi zaman öyle bir kızardı ki o hak yerini buluncaya kadar öfke ve gazabını hiçbir ÅŸey, hiçbir kimse önleyemezdi. Buna karşılık, Resûlullah, kendi ÅŸahıslarına ait bir mesele hakkında kimseye kızmaz ve intikam almayı düşünmez, aksine hilim ve kerem sahibi olarak, kötülük edene iyilikle mukabele ederdi. Kızdığı zaman hemen kızgınlıktan vazgeçer ve kızdığını belli etmezdi. NeÅŸelendiÄŸi, ferahlandığı zaman gözlerini yumardı. En fazla gülmesi tebessümdü. Gülümserken de mübarek diÅŸleri parlak inci taneleri gibi görünürdü.88

Yine on yıl kadar hizmetinde bulunan Hz. Enes de Peygamberimiz’in bir güzelliÄŸini şöyle açıklamaktadır:
“Resûlullah, insanların en lutuflu olanıydı. SoÄŸuk bir günün sabahında bile bir kölenin, bir câriyenin, bir çocuÄŸun getirdiÄŸi su ile abdest alır, onları geri çevirmezdi. Kendisinden bir ÅŸey soranı can kulağıyla dinler, soru soran ayrılıp gitmedikçe Resûlullah onu terketmezdi.

Biri Resûlullah’ın elini musafaha etmek için tutsa, tutan kimse Peygamberimiz’in elini bırakmadıkça Resûlullah onun elini bırakmazdı.”89

Peygamberimiz’in vahiy kâtibi Zeyd b. Sâbit’in yanına birkaç zat gelerek, “Ey Zeyd, Peygamber’in (s.a.v) hal, hareket ve sözlerinden bize haber verir misiniz?” diye sordular.

Zeyd b. Sâbit de şöyle anlatmaya başladı:
“O yüce Resûl’den size ne haber vereyim? Siz eÄŸer onun bütün hal, tavır ve sözlerinden sual ederseniz, o öyle bir denizdir ki sahili yoktur. Fakat bazi hallerinden size bahsedeyim:
Ben Resûl-i Ekrem’in komÅŸusuydum. Kendisine bir vahiy geldiÄŸi zaman bana birini gönderirdi. Ben de huzuruna gider, indirilen vahyi yazardım. Biz huzurlarında dünya iÅŸlerinden bahsetsek, kendisi de bizimle beraber dünya iÅŸlerinden bahsederdi. Biz âhiret iÅŸlerinden bahsetsek, bizimle beraber âhiretle alâkalı meselelerden konuÅŸurdu. Biz yemeÄŸe dair konuÅŸmaya baÅŸlasak, bizimle beraber yemek hususundaki bu sözlere katılırdı.”90

84 Buhârî, Menâkib, 23; Hudûd, 10; Edebü’I-Müfred, nr. 274; Müslim, Fezâil, 20; Ebû Davud, Edeb, 4; Tirmizî, Åžemâil, nr. 349; Mâlik, Muvatta’, Hüsnü’I-Hulk, 1 (nr. 2); Beyhaki, 5uabü’l-imân, nr. 8067; Delâilü’n-Nübüvve, 1/310; ibn Hibbân, es-Sahîh, nr. 488; Ebû Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, 1/182; ibn Kesîr, 5emâiiü’r-Resùi, s. 59; Begavi, el-Envâr fi Åžernâifin-Ne,- bi, 1/172; Kandehlevi, Hayâtüs-Sahâbe, 3/11.
85 Tirmizî, Şemâil, nr. 223.
86 Begavî, et-Envârfî,5emâilin-Nebi, 1/265.
87 Kâdî iyâz, eÅŸ-Åžifâ,’11103 (Kahire 2004).
88 Tirmizî, Åžemâil, nr. 225, 351; ibn Kesîr, Åžemâilü’r-Resûl, s. 51; Beyhaki, Delâilü’n-Nübüvve, 1/287; Kâdî iyâz, eÅŸ-eifâ, 1/102 (Kahire 2004).
89 Ebû Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, 1/182; Beyhaki, Delâilü’n-Nübüwe, 1/331; Kandehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 3/9.
90 Tirmizî, 5emâil, nr. 343; Heysemî, ez-Zevâid, 9/17; Ebû Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, 1/182, Beyhaki, Delâilü’n-Nübüvve, 1/324; Begavi, el-Envâr fî Åžemâili’n-Nebî, 1/301; Kandehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 3/7.

Edep Ya Hu – Siraceddin Önlüer

  • %yazi_baslik% (33)
  • Bu yazı ile benzer diÄŸer yazılar:

    1. Hz. Peygamber (s.a.v)’in Hayvanlara Merhameti İslâm’ın merhamet ve ÅŸefkat anlayışı sadece insanlarla ilgili deÄŸil, bütün...
    2. Onların Îsârı Onlar, kendileri aç ve muhtaçken diğer mümin kardeşlerini tercih ediyor,...
    3. Hz. Peygamber (s.a.v) Vefat Ettiği Zaman Sahabelerin Tutumu Hz. Peygamber (s.a.v) vefat ettiğinde Hz. Ebû Bekir (r.a), Medine...
    4. Hz. Peygamber (s.a.v)’in Kadınlara Merhameti Âlemlere rahmet olarak gönderilen ve bir merhamet okyanusu olan Hz....
    5. Peygamber Efendimizin Zevceleri Hz. Mustafa’nın (s.a.v) zevceleri bir gün hep birden ona şöyle...

    Related posts brought to you by Yet Another Related Posts Plugin.

    Bu yazıyı yazdır! Bu yazıyı yazdır!


    468 ad

    Lütfen Bu Yazıyı Yorumlayın!